Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tatar Çölü (Dino Buzzati)
Maksat Gelisim
İlk okuma denememde maalesef pek başarılı olamadım. Günde bir sayfa okumayı amaçlamıştım. Doğal olarak ana karakterin yolculuğunu anlatan bölüme sanki sayfalarca yer verilmiş izlenimine kapıldım. Tabii bıraktım okumayı...
Kitabın dili güzel olduğu için kitaba bir şans daha vermek istedim. İkinci okuma denemem de ise bölüm bölüm okumaya karar verdim. Ve baş karakterin yolculuğu çok uzun olmadığını o zaman anladım.
Kelimelerin ve cümlelerin ahenkli dünyasında ilerlerken bir akıcılık beni kendine çekerken bir taraftan iç dünyamdan cılız bir engelin varlığını da hissetmedim değil.
Pes etmeyip aldığım kararla bölüm bölüm okumayı sürdürdüm. Ara vereceğim zaman bile bölümün sonuna gelip öyle bıraktım. Böylece yavaş ilerlerken birden okuma hızım ivme kazandı. Bence her kitabın kendine özgü bir dünyası var. Bunu fark edip ona göre okumak gerek diye düşünüyorum.
Kitabı bitirdiğimdeyse iyi ki okumuşum dedim. Klasiklerin o havasını duyumsadım. Bana bir kitabı klasik yapan unsurlar ne diye sorsanız, buna cevap pek veremem. Ama bir kitabı okurken klasik olup olmadığını hemen anlıyorsunuz.
Tatar Çölü romanı:
Harp akademisinden yeni mezun olmuş teğmen Drogo, ilk tayin olduğu yer
Umutlarla dolu yeni bir hayata adım atan teğmen kaleyi görünce büyük bir hayal kırıklığı yaşar.
Sınırda; ıssız, tenha bir yerde tecrit edilmiş bir kaledir. Bir an önce buradan ayrılmak için girişimlerde bulunur. Ancak dört ay daha beklemesi gerektiğini öğrenir.
Bu dört ay sonunda bu kaleden tayinini aldırmak için başvuru yaparken hep aynı yerde hep aynı insanlarla hep aynı işlerle meşgul olmanın verdiği bir durum onu esir alır. O, alışkanlığın verdiği o hisse kulak vererek kalede görevine devam etmeye karar verir.
Dört yıl sonra yeni bir atama hakkı doğduğu için bilhassa annesinin ısrarı üzerine görüşmelere gider. Ve burada arkadaslarının ondan saklamış olduğu askerlerin kaleden gönderileceği ile ilgili duyurudan haberi olmadığı için başvuru yapmakta geç kaldığını öğrenir.
Daha da önemlisi yanlışlıkla öldürülmüş bir askerin suçu onun siciline yazılmıştır. Artık tayin konusu onun için çok zordur. Drogo ne kadar yaşamış olduğu haksızlıklara karşı intikam duygusu hissetse de alışkanlığın miskin havası onu ele geçirmiştir.
Zaman su gibi akıp giderken kalede hep bir savaş çıkma ihtimali onu orada tutan başka bir faktördür aslında. Drogo, bir taraftan ne kadar gerçeklerin farkına varmış olsa da bu zamanın akışına, alışkanlığın verdiği o tada teslim olur.
Onu orada tutan tek bir şey vardır; savaş çıkma ihtimali... Tek tutunduğu dayanak bir gün gerçekleştiğinde ise onun bu savaşta mücadele edecek ne sağlıklı bir bedeni ne de otoritesi vardır. Bilakis onun varlığının artık bir yüke dönüştüğünü hissediyoruz.
Tabii bu kitaptan aldığım çok dersler oldu diyebilirim.
*Bazen engellemeler, manipülasyonlar öyle tatlılıkla hoşgörüyle olur ki seni yolundan döndürdüğünün farkına varmazsın, varsan da pek önemsemezsin.
*Yıllar geçtikçe yaşam biçimine öyle alışırsın ki o kabuğundan çıkmak istemez, harekete geçmek istemezsin.
*Bir taraftan hep bir şeylerin olması umuduyla beklersin, bununla yaşamını tüketirsin. O umut gerçekleştiğinde ise ne sağlığın ne gücün kalmıştır. Geriye kalan tek şey varlığınla insanlara yük olmaya başladığındır.
Dino Buzzati:
Romancı, öykü yazarı olan İtalyan yazar aynı zamanda şair ve gazetecidir.
Romancı, öykü yazarı olan İtalyan yazar aynı zamanda şair ve gazetecidir.
Tatar Çölü adlı kitabı 1940' da basılmış ve büyük ses getirmiş; ancak kitabın uluslararası başarısı 1949 Fransa'da yayımlanmasıyla olmuş.
16:22
Dino Buzzati
,
Kitap
,
Roman
,
Tatar Çölü
Jane Eyre (Charlotte Bronte)
Maksat Gelisim

Charlotte Bronte' nun yazdığı ''Jane Eyre'' adlı romanı uzun süredir okumayı düşünüyordum.
Hani bazı kitaplar vardır ismiyle olsun yazarıyla olsun ya da yazıldığı yıl itibariyle olsun sizi çeker, bilirsiniz ki aradığınız kitaptır...
''Jane Eyre'' adlı eserde de benim için işte böyle bir durum söz konusu oldu.
Aslında bu kitapla tanışmam; Jane Austen'ın ''Aşk ve Gurur'' adlı eserini okuduktan sonra oldu.
Bu romandan çok etkilendiğim için internette araştırma gereği duydum. Tabii en çok da Jane Austen ın hayatını öğrendiğimde bayağı etkilenmiştim.
Ve bu araştırmalarım sonucunda karşıma Jane Austen 'ın ölümünden sonraki dönemde yaşamış olan Bronte kardeşlerle karşılaştım.
Bu üç kardeş de İngiliz Edebiyatına önemli eserler bırakmışlar. Üçünün de erken yaşta ölmeleri nedeniyle çok az eserleri vardır.
Kardeşlerin en büyüğü olan Charlotte Bronte 'ya eleştirmen ve yazar olan birisi tarafından Jane Austen kitapları tavsiye edilmiş olduğunu okuduğumda nedense bu üç kardeşin de ''Aşk ve Gurur'' adlı yapıta benzer romanlar yazdıkları düşüncesine kapılmıştım.
İlkin, Bronte kardeşlerden ortancası olan Emily Bronte'nin ''Uğultulu Tepeler'' adlı romanı okuduğumda yanılmiş olduğumu anladım. Çok farklı bir kitapla karşılaştım. Ancak kitabı beğendim.
Benim en çok merak ettiğim kardeşlerin en büyüğü olan Charletto Bronte 'nun yazdığı ''Jane Eyre'' adlı romandı. Konusunu da öğrendiğimde güzel bir kitap olduğunu sezinliyordum ve okuduğumda da beni yanıltmadı , çok etkilendim.
Yüreğimde buruk bir acı bıraktı diyebilirim. ''Aşk ve Gurur '' tarzında bir kitap okumak isterseniz ''Jane Eyre'' adlı romanı tavsiye edebilirim. Ancak hassas bir yapıya sahipseniz bu kitabı okuduktan sonra bir acı girdabına kapılırsanız sorumluluğu kabul etmem, ona göre...
Tabii hiç de öyle etkilenmedim, derseniz de bir şey diyemem.. Tekrarlıyorum benim gibi
hassas bünyeler için bir uyarıydı sadece.. Zaten hep şu düşünceyle kitapların okunması taraftarıyım; beklentisiz şekilde okumanın...
Charlotte Bronte 'nin yazdığı ''Jane Eyre'' adlı kitabın konusu;
Jane Eyre annesi ve babası ölünce dayısı tarafından alınıp, evine götürülmüştür.. Bir süre
sonra da dayısı ölüm döşeğine düştüğünde eşinden ona kendi çocuklarından biriymiş gibi
bakması için söz almıştır.
Yengesi ve onun üç çocuğuyla birlikte yaşayan Jane, bu evde çok iyi bir muamele görmez. Varlığına daha fazla tahammül edemediği için yengesi onu yetimlerin yatılı olarak kaldığı bir
okula gönderir.
Zor şartların olduğu bu okulda altı yıl okur. Ve bir iki yıl da öğretmen olarak burada kalır. Ancak Jane Eyre bu okulda daha fazla takılı kalmak istemez. Bir gazeteye iş ilanı verir. Kısa
bir süre sonra da cevap gelir.
Ve bir malikanede küçük bir kız çocuğuna mürebbiyelik yapmak için yola çıkar. İşte Jane
Eyre nin bu malikaneye gelmesiyle roman heyecanlı bir şekilde ilerlemeye başlıyor. Bundan
sonrası çok sürükleyici olduğu için kitabı elinizden bırakamıyacaksınız.
Aşk ve Gurur kitabının içindeki aşk hikayesi ne kadar etkileyiciyse bu kitaptaki yaşanan aşk da o kadar etkileyeceği olduğu kanaatindeyim. Ancak bu kitap sadece bir aşk ekseninden
ibaret değil.
Kitap tavsiyeleri sunduğum yazımda Jane Eyre tarzı kitap arayanlar için roman önerilerim de
var.
2011 Yapımı JANE EYRE Adlı Film;
Kitabı okur okumaz hemen ''Jane Eyre '' adlı 2011 İngiliz yapımı filmi izledim. Ve büyük bir hayal kırıklığı yaşadım.
Öncelikle kitapta iki ana karakterin çirkin oldukları yer yer bahsedilmekte. Ancak çirkin olmak demek karizmatik ya da çekici olmayacağın anlamına gelmez ki...
Kişiliğin ve davranışların güzelliğini yansıtabilmek varken ben karşımda soğuk, mesafeli karakterler gördüm.
Bir de fotoğraf çektiriyormuş gibi poz veriliyor olması beni çok rahatsız etti. O kadar sahneler birbirinden kopuk ki... Ne o duyguyu alabiliyorsunuz ne de o atmosferden etkilenebiliyorsunuz.
Şu üst-sağdaki filmin afişindeki görüntü aslında çok hoş, bunu filme de aktarabilmiş olsalardı keşke...
Kitabı okumamış olsam filmden bir şey anlar mıydım? Emin değilim.
Filmin en büyük eksikliği kitapta olduğu gibi bir anlatıcının olmamasıydı. Keşke Jane Eyre sesiyle duygularını, yaşadıklarını kitaptaki gibi seyirciye anlatsaydı. Görüntülerdeki o boşluğu seslendirerek belki kapatılabilirdi, diyorum. En azından kitaptaki o etkileyiciliği hissetmiş
olacaktık.
Kitapta papaz çok yakışıklı, uzun boylu ve hitabet sanatında çok başarılı olduğunu öğrenirken filmde daha farklı biri karşımıza çıkıyor.Filmde ana karakterler dışındaki kişilerin saç modelleri ve kıyafetleri ilginç olduğundan mı biraz değişik geldi bana.
Halbuki İngiliz döneminin kıyafetleri, saygısı ve nezaketi hayranlık duyulacak yaşam biçimi varken bu filmde tam yansıtılmamış oldukları kanısındayım.
Biraz daha ufak defek çalışmalarla bu filmdeki eksiklikler giderilebilir aslında...
Jane Eyre nin küçüklüğünü oynayan kızı başarılı buldum ben...Hatta daha fazla oyunculuk sergileyebilecek potansiyeli bile gördüm onda...
Sürekli şu soru aklıma takılıyor: Kitabı okumasaydım peki bu filmi beğenir miydim?
Bir yandan da iyi ki film böyle olmuş diye sevinmedim değil. Çünkü kitabı bitirdiğimde
yüreğimde bir burukluk olmuş. Etkisinden kurtulamamıştım. İkincisi biraz bana ağır gelebilirdi. Neyse ki filmde etkilenecek kadar ne duygu ne davranış ne de olay gördüm. Tabii bu filmi alt
yazılı izlemiş olmamın bunda payı da olabilir zannımca.
Jane Eyre adlı kitap birçok kez filme uyarlanmış aslında... Belki diğerleri daha başarılıdır...
NOT:
Kitaptan epey sonra filme tekrar göz attığımda filmin o kadar da kötü olmadığını gördüm. Diyeceğim odur ki kİtabı okuduktan uzun bir zaman sonra filmi izleyin. Çünkü ben kitabı okur okumaz filmi izlemiş olduğumdan çok fazla kıyaslama yoluna gittim.
Yazımın sonuna gelirken üçüncü kardeşin eserini de çok merak ettiğimi belirteyim. Neden diğer
iki kardeş gibi ön planda olmadığı sorusu aklıma geliyor. Bundan sonra hedeflerim arasında
küçük kardeş Anne Bronte 'nin ''Şatodaki Kadın'' kitabını okumayı düşünüyorum.
13:51
Charlotte Bronte
,
Dünya Klasikleri
,
Film
,
Jane Eyre
,
Jane Eyre adlı film
,
Kitap
,
Roman
,
Yazar
Monte Kristo Kontu (Alexandre Dumas)
Maksat Gelisim
'' Monte Kristo Kontu''adlı romanı da bu kategoride gördüğümden ve sayfa sayısı da gözümde büyüttüğümden uzun süre okumayı ertelediğim bir kitaptı.
Bir gün, internette okuduğum olumlu yorumlardan sonra tüm bu önyargılarıma rağmen bu eseri okumaya karar verdim.
Ne öyle ağır bir dil ile ne de can sıkıcı betimlemelerle karşılaştım. Gayet akıcı, sade bir dil ve anlatımla yazılmış. Sahneler hala gözümün önünde canlı...
Yazar hiç acele etmemiş, olayları oldu bittiye de getirmemiş. En önemlisi; zihinlerde yer eden Monte Kristo Kontu adlı bir karakter yaratmış. Zekasıyla bilgisiyle öngörüsüyle olayları etkileyen ve değiştirebilen bir kabiliyeti olan bir başkahraman...
Monte Kristo Kontu romanı; Edmon Dantes on dokuz yaşında ''Firavun'' adlı geminin ikinci kaptanıdır. Yolculuk sırasında kaptan, ölmeden önce ona bir mektup verir. Bu mektubu adrese ulaştırmasını ve orada verilecek yeni görevi de onun yerine tamamlamasını ister
Bu konuda hiçbir bilgisi olmayan Dantes, ölmüş bir insanın son isteğini yerine getirmek ister. Ve mektubu gereken yere ulaştırır. Orada verilen yeni bir mektubu da belirtilen isme ve adrese ulaştırmak üzere alır.
Kaptanın ölmesiyle birlikte Edmond Dantes artık kaptan olma yolundadır ve sevdiği kızla
Kaptan olmak isteyen muhasebeci Danglars'ın, sevdiği kızı elde etmek isteyen Fernando'nun önünde tek bir engel vardır; O da Dantes'tir.Dantes'in elindeki mektup hükümete karşı kompla hazırlıklarıyla ilgili bilgileri içerir. Bundan haberi olan muhasebeci; bir ihbar mektubu yazar, Fernand ise bu mektubu postalar. Dantes'in kıskanç komşusu ise bu duruma itiraz etse de işbirlikçi görünmekten korkarak sessizliğe gömülür.
Düğün gününde Dantes tutuklanır. Savcı yardımcısı onun masum olduğuna inansa da üzerinde çıkan mektupta kendi babasının adını görünce şok olur. Mektubu yakar ve bu mektuptan hiçkimseye bahsetmemesini söyler.
Kendini mahvedecek olan bu mektubu kendi lehine çevirmek isteyen savcı yardımcısı mektuptaki komploları krala anlatarak onun güvenini kazanır. Ancak ne mektuptan ne de babasından söz eder.
Bir dahi, bir bilgin olan rahip aynı zaman da tüm bilim ve ilim bilgilerini ona öğretir. Onu adeta yetiştirir. Ve rahip sayesinde Dantes artık çok farklı ve bambaşka biridir.
Fakat birlikte kaçma planları yaparken rahip hastalanır. Ölmeden önce bir hazineden bahseder. Eğer ölürse tüm hazinenin ona ait olduğunu söyler.Ve yerini ona anlatır.
Rahip yaşadığı son krizle birlikte ölür. Dantes üzüntülü şekilde tünelden gizlice görevlilerin rahibi kefenlerken konuşmalarını dinler. Görevliler kefenlenmiş cesedi daha sonra almak üzere giderler.
Dantes'in aklına cesetle yer değiştirmek gelir. Ve ummadığı bir durumla karşılaşsa da başarıya
ulaşır, hapishaneden kurtulur. Hazineyi bulur. O hem özgür hem de zengin birisidir artık. Tek
bir şey kalmıştır; O da intikam almak...
Roman asıl bundan sonra başlıyor diyebilirim. Yeni isimler, yeni olaylar ve sahneler eklenerek...Düşmanları evlenmiş ve çocukları yetişkin bir yaşa gelmiştir. Dantes artık Monte
Kristo Kontu olarak ya da başka isimlerle ortaya çıkacaktır.
Dantes'in aklına cesetle yer değiştirmek gelir. Ve ummadığı bir durumla karşılaşsa da başarıya
ulaşır, hapishaneden kurtulur. Hazineyi bulur. O hem özgür hem de zengin birisidir artık. Tek
bir şey kalmıştır; O da intikam almak...
Roman asıl bundan sonra başlıyor diyebilirim. Yeni isimler, yeni olaylar ve sahneler eklenerek...Düşmanları evlenmiş ve çocukları yetişkin bir yaşa gelmiştir. Dantes artık Monte
Kristo Kontu olarak ya da başka isimlerle ortaya çıkacaktır.
12:53
Alexandre Dumas
,
Balzac
,
Dünya Klasikleri
,
Kitap
,
Monte Kristo Kontu
,
Roman
,
Vadideki Zambak
,
Yazar
Sabırsız Yürek (Stefan Zweig)
Maksat Gelisim
Stefan Zweig 'in ''Satranç'' adlı öyküsünü çok beğendiğim için hemen sonra yazarın ''Sabırsız Yürek''adlı romanını okumaya karar verdim.
Bu kitabın da akıcı bir anlatımı dikkat çekiyor. Kelimeler, cümleler su gibi akıyor. Bu nedenle çok severek okuduğumu söyleyebilirim.
Kitabın konusu, anlatımı çok akıcı olmasının yanında karakterlerin ruh halleri, tepkileri ve psikolojileri de çok iyi yansıtılmış.
O kadar gerçekçi ve detaylarıyla bahsediliyor ki gözünüzde net olarak canlandırdığınız gibi siz de o atmosferi yaşıyorsunuz. Bazen sinir oluyor, bazen kızıyorsunuz. Bazen şaşkın hareketlere gülümsüyorsunuz.
Yalnızca kitabın bir bölümü bana çok uzun geldi. O da doktorun Kekesfalva'nın geçmişini anlattığı bölüm. Aslında bu kısım da çok güzel anlatılmış. Ancak çok ayrıntılı olması ve uzun sürmesi beni sabırsızlandırdı. Bir an önce bu bölümü bitirip ana konuya dönmek için can attım.
'' Sabırsız Yürek ''adlı kitap aynı zamanda ''Acımak'' ve ''Merhamet'' adlarıyla da Türkçe' ye çevrilmiş.
Kitabın Konusu;
Tuğgeneral Hofmiller'in bir yazarla tesadüf ve ilginç tanışması sonucunda bu yazara yirmi beş yaşında henüz süvari teğmeniyken yaşadığı, kendini derinden etkileyen bir olayı anlatır. Hofmiller'in kendi anlatımıyla bu trajik olayı öğreniyoruz.
Süvari teğmeni Hofmiller, arkadaşının ona ayarladığı bir davetiye ile zengin biri olan Kekesfalva 'nın malikanesine teşrif eder.
Bu davette muhteşem bir sofra, leziz yemeklerden sonra dans faslına geçilir. Bu ihtişamdan bu zenginlikten adeta sarhoş olan teğmenimiz birkaç hanımefendiyle dans ettikten sonra ev sahibinin kızını dansa kaldırmadığını fark eder. Bunun telaşıyla kızı aramaya başlar ve onu bulunca tam önünde durarak kızı dansa davet eder.
Buna karşılık genç kız ağlama krizine girer. Bu duruma anlam veremeyen teğmen şaşkınlık içinde ne yapacağını bilemez.
Felçli, yürüyemeyen bir kızı dansa davet ettiğini öğrenince şok olur. Bir de bu yaptığı gafın tüm şehre yayılacağı düşüncesi onu dehşete düşürür. Ve ev sahibiyle karşılaşmamak umuduyla oradan hemen ayrılır. Yaptığı hatadan dolayı yaşadığı suçluluk duygusu en önemlisi de bu gafın arkadaşlarına kadar ulaşabileceği korkusu onu sarıp sarmalar. Ancak ertesi gün aklına bir fikir gelir.
Genç kıza bir sepet çiçek gönderir. Ve bu çiçekle birlikte teğmen Hofmiller 'e bu malikanenin kapıları sonuna kadar açılır.
Günden güne kendini daha fazla acındıran bir babanın ve hep istediklerini yaptırmaya alışmış felçli bir kızın boyunduruğu altına girmeye razı olan teğmenin; diğer yandan da çevrenin bu durum karşısındaki vereceği tepkilerden çekinmesiyle yaşadığı gelgitleri bir film izler gibi izliyor, heyecanla satırları okuyorsunuz..
Kaçarak hayat boyu vicdan azabı içinde yaşamak mı yoksa sabırla tahammül ederek acıdığınız kişinin esareti altında yaşamak mı ? Sizce hangisi daha az acı verir insana?
İşte bu sorunun cevabını bu romanın sonunda öğreniyoruz.
Kitabın sonunda;
Bir genç kızın ve teğmenin verdiği acele kararlar sonucu olaylar trajik bir hal alıyor, belki sadece biri acele etmeyip beklese sonuç çok farklı olacağı düşüncesine kapılmadan da edemiyorsunuz.
Yazar kitabın sonunlarına doğru farklı seçimlerde bulunmuş iki karakterin yolunu bir operada kesiştirerek bize yaşanılanları ve sonuçlarını çok net bir şekilde hissettiriyor...
22:02
Acımak
,
Kitap
,
Roman
,
Sabırsız Yürek
,
Stefan Zweig
,
Yazar
Büyük Umutlar (Charles Dickens)
Maksat Gelisim
Charles Dickens ile özdeşleştirdiğim ''Oliver Twist'' adlı kitap dışında daha önce yazarın başka bir eserini okumamıştım. Bu sene yazarın ''Büyük Umutlar'' adlı romanını okudum, çok beğendim. Acaba bu kitap Oliver Twist kadar neden popüler olmadığını düşündüm. Sonra bir filmi bile çekilmiş olduğunu öğrendim. Sanırım her zaman bir ünü vardı da ben bihaberim.
Bu kitabı sevmemin en önemli nedenlerinden biri mizahi bir anlatımının olmasıdır, diyebilirim. Küçük bir çocuğun verdiği
hoş, komik cevaplar; masum bir bakış açısı yer yer gülümsetti beni.
Ayrıca yazarın kitaptaki tüm karakterlerini; hem dış görünüşüyle hem kişiliğiyle hem de konuşma tarzıyla net bir biçimde yansıtmış olması da çok başarılı .
Kitabın konusu;
Pip adında küçük bir çocuğun bir kürek mahkumuyla karşılaşması daha sonra da zengin bir
kadının evine sık sık ziyarete gitmesiyle hayatının seyrinin değişmeye başladığını görüyoruz.
Pip, öksüz ve yetim bir çocuk. Ablasının evinde yaşıyordur. Ablası ne kadar acımasız,
huysuzsa eniştesi de bir o kadar iyi yürekli, saftır.
Aslında o, ileride eniştesi gibi demirci olmanın hayalini kurarken zamanla bu isteği değişmeye başlar. Daha iyi yaşam koşullarına tanık olması ve sevdiği kızın onu hor görmesi, yaşadığı yeri
ve kendini beğenmemesine yol açar.
Bir gün kimliğini gizleyen biri tarafından ona bırakılan bir miras sonucu umutları yeşerir. Artık hayallerine kavuşacak imkanlara sahip olacaktır.
Ancak Pip paraya kavuşmasıyla birlikte eski hayatından, eniştesinden ve köyünden utanmaya başlar. Ancak hayatın bir cilvesi olsa gerek kendisine para yardımı yapan kişi gün yüzüne çıktığında çok büyük bir hayal kırıklığı yaşar. İçine düştüğü durum ona öyle bir ders verecek ki geç de olsa yaptığı hatanın farkına varacaktır.
Charles Dickhens'ın Hayatı:
Yıllar önce gittiğim İngilizce kursundan bana yadigar kalan bir ders kitabım var. Bu kitapta Charles Dickens' ının hayatının yazılı olduğu bir sayfa mevcut. Çat pat bildiğim İngilizcemle çevirdiğimde (ki bunu başarmamın en önemli nedeni kitabın birinci seviye olmasıdır.) ortaya çıkan bilgiyi özetleyerek bir kısmını yazıyorum.
ve bu dönemin gerçeklerini romanlarında göstermiş olması açısından önemli bir yere sahiptir.
Babası memurdur. İşi aslında iyi olmasına rağmen kazandığından fazla harcama yapması onu
sık sık borçlanmasına neden olur. Ailesindeki sekiz çocuğuna bakmakla yükümlü olması geçimini zorlaştırır.
Charles, on bir yaşındayken babası borçları yüzünden hapse atılır. Sadece babası değil tüm aile
hapse girer, yalnız Charles hariç. Bir fabrikada çalışmaya başlar. Günde on saat bu fabrikada
çalışır. Her gün işten sonra kaldığı yere dönmek için dört mil yürümek zorunda kalır. Charles
bu durumdan nefret edermiş.
Bu yaşadıklarını hiçbir zaman unutmamış. Birçok romanında bu yaşadıklarını kullanmış.
Özellikle David Copperfield ve Oliver Twist kitaplarında.
On altı yaşında bir gazete için parlemento muhabirliği yapmış. Dergiler için kısa hikayeler
yazmaya başlamış. Kitapları birçok ülkede popüler olmuş.
Dickens'ın on çocuğu varmış fakat mutlu bir aile yaşamına sahip değilmiş. İşinde çok
başarılıymış ancak ev hayatında değil. Hiçbir zaman yazmayı ve seyahat etmeyi bırakmamış.
1870 yılında vefat etmiş.
Yazımı bitirirken aslında sanayi devrimiyle birlikte fabrikalaşmanın bir sonucu küçük
çocukların on saat gibi uzun süre ve zorlu şartlarda çalıştırıldığını da Charles Dickens' ının hayat hikayesinde açıkça öğreniyoruz. Onun çocukluğunda yaşadığı bu sıkıntılı yaşam Viktorya dönemin karanlık yüzünü romanlarında göstermesine büyük bir etken olsa gerek...
14:19
Büyük Umutlar
,
Charles Dickens
,
Kitap
,
Roman
,
Viktorya Dönemi
,
Yazar
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)








