Sayfa Başına Dön

Jane Austen Kitaplarına Yolculuk

Jane Austen eserleri
Jane Austen kitapları okuduğum bir dönem  ona benzer romanları bulmaya çalışıyordum. Tabii popüler olup olmaması benim için önemli değildi. Jane Austen etkisine kapılan yazarların tıpkı onun tarzında yazmaları ve eserlerindeki atmosferi kitaplarında yer vermeleri okumam için bir nedendi. Ve maalesef günümüzdeki bu tarz kitaplarda bazı şeyler hayal kırıklığına uğramama neden oldu..

Bu arayışım zamane kitaplarından onun dönemindeki yazarlara kaydı. Böylece  Jane Austen ile başlayan yolculuğum Bronte kardeşlerle devam etti. Charles Dickens'in diğer kitaplarına yöneldim. Elizabeth Gaskell, Wilki Collins keşfetmemle  İngiliz Viktorya Dönemi yazarlarını ve o dönemin eserlerini okumayı sevdiğimi anladım...İngiliz Viktorya dönemi yazarlarının kitapları bir başka oluyor. Başka bir dünya gibi geliyor.

Viktorya döneminde bundan yaklaşık 200 yıl önce kadınların yazar olmasının hoş karşılanmadığı bir devirde yazar, ismini gizlese de kadın olduğunu belli eden A Lady  mahlasını kullanmış. Böyle bir imza kullanması onun biraz asi biraz muzip bir kişiliği olduğunu gösteriyor bence. Gerçi kitaplarındaki kadın karakterlere ve hayatına baktığımızda da bunu görebiliyoruz.

Yalnızca onun kitapları değil, onun  hayatı da bir o kadar  beni  etkilemiştir.  Yazarın bir fenomen olduğunu söylemek yanlış olmaz. Yüzyıllardır aynı tazelikte popüleritesini korumakta tıpkı eserlerinde olduğu gibi.

1- Akıl ve Tutku (1811):
İlk olarak Aşk ve Gurur isimli eserini okumuştum yazarın. Akıl ve Tutku'yu okurken yine  Aşk ve Gurur'daki gibi  bir şeyler olacak beklentisiyle okudum. Mekan, yaşam tarzı, ilişkiler...evet benzerdi ancak karakterler umduğum gibi olmadı..Bu kitabı beklentisiz şekilde okumanız daha iyi olur yoksa benim gibi alakasız iki kişinin kavuşmasını bekler durursunuz...

Açıkçası kafamda kendimce  ana karakterleri belirleyince roman farklı bir seyirde giderken akışa kürek çekmişim. Bazen bu gibi durumlara düştüğüm oluyor... Doğal olarak kitap beni pek tatmin etmedi...Her bir kitabı farklı bir eser olduğunu hatırlayıp okumak en iyisi sanırım.

Kitabın merkezinde iki kız kardeş var. Biri akıllı, ciddi; diğeri duygularıyla hareket eden daha heyecanlı bir yapıya sahip. Bu iki kız kardeş  evlenmeyi düşündükleri erkekler tarafından yarı yolda bırakılır. Akıllı ve mantıklı hareket eden Elinor bunu ailesinden saklar. Duygularıyla hareket eden diğer kardeş ise üzüntüsünü açıkça ve günlerce yaşar. İki kız kardeşin yaşadıklarını aslında okuyoruz.

Belirgin, heyecanlı olaylardan ziyade kitap monoton ilerlemesi biraz sizi rahatsız edebilir. Romanı bir şeyler olacak umuduyla okumam sanırım okuma şevkimin en önemli nedeniydi. Gerçekten durağan ilerleyen kitap sanki hep bir şeyler olacakmış gibi izlenim veriyordu yoksa ben mi öyle algıladım. Emin değilim. Kitabı okuyalı çok zaman olduğu için bende bıraktığı izlenimleri hatırladığım kadar yazmaya çalıştım.
akıl ve tutku kitap

2-Aşk ve Gurur (1813) :
Aynı zamanda Gurur ve Önyargı ismiyle de basımı bulunuyor kitabın. Jane Austen'in en bilinen, en çok ses getirmiş, kült olmuş eseri. Eski yapım olan uyarlanmış filmini izlemiştim çocukluğumda. Kitabı çok sonra okuyanlardanım. Asi kızımız Elizabeth ve  kibirli, karizmatik  Darc'i...Onların aşkı bir efsane olmuş diyebiliriz. Kitabın unutulmaz iki karakteri...Özellikle Darc'i fenomen karakterlerden biri.

Biraz kitabın konusuna da değinmem gerekirse;
 Beş kızı olan Bayan Bennet bir anne olarak tek amacı vardır: Kızlarını soylu ve zengin biriyle evlendirmek. Yeni taşınan komşuları bekar ve genç birisi olduğunu öğrenince kızları için iyi bir kısmet olduğunu düşünür. Bu fırsatı kaçırmak istemediği için  komşularıyla tanışması için eşine ısrar eder. Bu meseleler çok umurunda olmamasına rağmen esprili konuşmalarıyla dikkat çeken oldukça eğlenceli  Bay Bennet ne kadar istekli olmasa da tabii yine de eşinin isteğini yerine getirir.

Genç komşuları Bay Bingley'den çok farklı olan arkadaşı Bay Darc'i bir süreliğine kalmak için gelmiştir. Oldukça kendini beğenmiş biridir. Ve herkesi tavırlarıyla da oldukça etkilemiştir tabii olumsuz anlamda...Asi kızımız ve  kendini beğenmiş gencimizin birbiriyle zıtlaşmalarıyla başlayan sonra aşka dönüşen bir hikayesiyle karşı karşıyayız...
Aşk ve Gurur kitap


3-Manfield Park (Umut Parkı) (1814):
Üç kız kardeşten ortancası zengin bir evlilik yapmıştır. Diğerleri onun kadar şanslı değildir. Kardeşlerden en küçüğü en talihsizidir. Geliri fazla olmayan biriyle evlendiği için yoksul bir yaşam sürdürür. Dokuzuncu çocuğunu dünyaya getirmeye hazırlanırken ablasına bir mektup yazar, oğlu için uygun bir iş olup olmadığını sorar.

Bu mektupla kızkardeşinin durumuna üzülen Leydi ailesiyle uzun bir konuşmanın ardından  büyük kızlarının bakımını üstlenebileceklerini bildirir. Böylece sessiz, ürkek dokuz yaşındaki Fanny'i fakir ama sevgi dolu evinden Manfield Park malikanesine getirilir. Dört kuzeniyle aynı evde yaşar. Fanny zamanla  bu ürkekliğini atsa da sessiz, sakin kendi halinde bir kızdır. Kuzeni Edmund'a karşı derin duygular besler. Böylece  bu malikanenin etrafında gelişen olaylara tanık oluyoruz.
Mansfield Park kitap

4-Emma (1815):
Jane Austen'in en sevdiği romanım dediği Emma'yı okuyorum şu an. Aşk ve Gurur kitabından sonra öne çıkan diğer bir eseri. Daha önce dört bölümlük uyarlanmış mini diziyi izlemiştim televizyonda. Oldukça da beğenmiştim. Dizi başarılı şekilde uyarlanmış.

Ana karakterimiz Emma güzel, akıllı ve zengin bir genç kızdır. Rahat ve tasasız bir hayatı vardır. Biraz şımarık, kendi başına buyruk olması gibi ufak bir kusuru vardır. Onun hatalarını yüzüne vuran tek bir kişi vardır. Bay Knightley'dir. İki karakterin çatışmasıyla bazen karşı karşıya kalıyoruz...

Önce ablası sonra çok sevdiği mürebbiyesi evlenerek ayrılmasıyla kocaman evde babasıyla yalnız kalır. Bu yalnızlığı derinden duyumsayan Emma bir boşlukta hisseder kendini; ancak kısa bir süre sonra yakın civarda yatılı okulun müdiresi ve orada kalan kimsesiz genç bir kız misafirliğe gelir. Emma artık yeni bir arkadaş edinmiştir. 

Çöpçatanlık konusunda başarılı olduğunu zanneden baş karakterimiz yeni arkadaşı için çalışmalara başlar. Onun için en iyi ve en uygun eş adayını belirler. Onun için eğlenceli olan çöpçatanlıkta gerçekten başarılı mıdır bunu kitabı okudukça anlıyoruz.

Romanın başlangıcı böyle olsa da daha ilerleyen sayfalarda farklı karakterler dahil oluyor.

Emma yazarın ölmeden önce yayımlandığı son romanı. Buraya kadar bahsettiğim dört roman o hayattayken yayımlanmış.
Emma romanı

5-Northanger Manastırı (1817)
Jane Austen'in ölümünden sonra yayımlanmış romanı. Gotik kurgu tarzında bir kitap. Amerika yapımı olan 2007 yılında yayımlanmış filmi izlemiştim. Yazarın bu kitabını okuduktan sonra yorumumu eklemeyi düşünüyorum.
Northanger Manastırı romanı

6-İkna (1817)
İnanç  ve  Aşk; Her şeye Rağmen isimleriyle de Türkçe'ye çevrilmiş  bir kitap.
Yazarın ölümünden sonra yayımlanmış diğer bir romanı. Bu kitabı daha önce okumuştum. Hatırlamak adına tekrar okumam gerekti.

Anna Elliot 27 yaşında hiç evlenmemiş. Babasıyla yaşar. Babasının borçlarının artmasıyla maddi sıkıntı çekerler. Yakın dostlarına akıl danışırlar. En uygunu malikanelerini kiraya vermek  ve Bath'e taşınmak olduğuna karar kılınır.

 Ve Bath'i yerleştiklerinde mazide kalmış geçmiş yeniden karşılarına çıkar.  Anne 19 yaşındayken  genç ve yakışıklı yüzbaşı Wentwort'la nişanlanmış. Ailesi bu evlilikte bir gelecek olmadığını ikna ederek Anna'yı bu evlilikten vazgeçirmişlerdi.

 Sekil yıl sonra yüzbaşı servet sahibi ve rütbesi yükselmiş olarak geri dönmüştür...Yarım kalmış bir aşk sekiz yıl sonra kaldığı yerden devam edecek midir, o zamanlar çevresine kulak veren Anna bu kez nasıl bir yol izleyecek? Yüzbaşı Anna'ı affedecek mi?  Karşılarına çıkan bu ikinci şansı her iki taraf nasıl değerlendirecek?
İkna Jane Austen kitap

AYRICA:
Leydi Susan (1871):
Mektup şeklinde yazılmış kısa bir roman. Henüz okumadım kitabı. Açıkçası konusunu ve esprili olduğunu öğrenince okumak istediğim eserlerden biri.
Jane Austen kitapları

Jane Auste'in Yarım Kalan İki Romanı Varmış:
*The Watsons (1871) 
*Sanditons (1925)

Gençlik Eserleri: 
Bu kitap on bir yaşından on yedi yaşına kadar yazarın yayımlamayı düşünmediği defterinde yazdıkları kitap haline getirilmiş.

Jane Austen hayranlarının ya da eserleri dünya klasiği olmuş bir yazarın yazarlığa adım atarken çocukluğunda yazdıkları nasılmış diye merak edenlerin ilgisini çekebilecek bir kitap olduğunu düşünüyorum. Bu yazarı tanımıyorsanız sizin için bir şey ifade eder mi? Emin değilim.

 Ben bir yazarın kitabını beğendiysem ne olursa yazdıklarının hepsini okurum diyenlerden değilim. Ancak bu kitabı incelemek amacıyla okumayı isterdim.

Aşk ve Arkadaşlık:
Aşk ve Arkadaşlık isimli kitabı araştırdığımda Gençlik Eserleri 'nde de yer aldığını öğrendim.

Hayata Geç Kalma:
Jane Austen'nin  eserlerinden alıntılar derlenerek  kitap haline getirilmiş. Alıntılarla pek aram yoktur. Kitabı okurken kendimi olaylara öyle kaptırırım ki şu cümle çok güzelmiş hemen bir not alayım diyenlerden değilim, hiç de olmadım maalesef...Alıntıları okumak gibi bir alışkanlığımda yoktur...Ancak kitap severlerin bir çoğu benim gibi değil sanırım. Onlar için ilgi çekici bir kitap olabilir.



Fikir Nasil Bulunur?

fikir bulma tekniği
Fikir nasıl bulunur? sorusu gerek biz blog sahipleri için olsun, gerek reklam dünyası için olsun gerek girişimciler için olsun en önemli konulardan biri. Tabii sadece bu saydığım alanlar için değil pek çok meslekler için de mühim bir mesele.


Yakın zamanda araştırdığım ve  öğrenmek isteğim konulardan biri özellikle Edison'un notlarını nasıl tuttuğudur. Ki bu konuda en başarılı isimlerden biri. Belki de en iyisi. Geriye 2000'den fazla defter bıraktığı ve birçok patent aldığı icatlarını düşünüce  ister istemez onun bu konuda çalışmalarını da merak ediyor insan.

Günde 5 Fikir:
Aldığı patentler Edison'un fikir üretme konusunda başarısını çok net gösteriyor. Edison'un bu konuda yol gösterici bir önerisi de bulunuyor. Çok hoşuma gittiği için hemen uygulamaya karar verdim. ''Her gün 5 fikir üretin.'' Bu yılda yüzlerce fikir eder. İçinden bir tanesi işe yarasa  bile bu size yeter, diyor. Tabii Edison bunu mucitler için söylese de bizler her alana uyarlayabiliriz.

Bu öneri aklıma çok yattığı için Evernote'ta bir kategori açtım. Günde 5 Fikir başlığıyla...Ve her gün aklıma gelen fikirleri not ediyorum. Ya da bunu daha sürdürebilirliği olsun diye bir çizelge oluşturdum. Her şeyi aynı anda bütün olarak görmek planımı uygulamam için yararlı olduğu için bu çizelgenin bir sütununa  Bloğum için Fikirler başlığı ekledim, altına  en az bir tane olsa da  bir fikir ekliyorum.

Bloğumda yazıp yazmamın önemi olmadan bu fikirleri ekliyorum. Bu çalışmanın şöyle bir avantajı var. Aklınıza fikir gelmesi için  egzersiz yapıyorsunuz.  Ve bir gün aklınıza gelen bir fikri yazmaya değer bulduğunuzda harekete geçiyorsunuz.

Bu sadece blogla ilgili değil, öğrenmek  istediğiniz konular için de uygulayabilirsiniz. Henüz çok yeni uyguladığım bir yöntem olduğunu da söylemek istiyorum. Dediğim gibi  fikirleri uygulamayı düşünmesem bile muhakkak not ediyorum. Bir gün o fikri değerlendirmek amacıyla da tutuyorum.

Aslında isterse  değerlendirmeyelim; bu çalışma, fikir bulma konusunda zihninizi eğitecektir. Nasıl mı? Bu yöntemin bir  faydası  da şu; bugün fikir olarak ne yazsam sorusunu sormamıza  teşvik ediyor. Bu soruyu  gün içinde birkaç kez tekrar ettiğimde  fikirler aklıma bir anda geliyor.  Ve onu bir yere yazıyorum.

Not tutmak, yeni fikirlere zihnimde hem yer  açıyor,  hem de bir egzersiz gibi olduğu için beynim fikirleri yakalama üzerine çalışıyor.
fikir nasıl bulunur

Fikir Bulmak için Her gün Yazmak:
Bir ara her gün yazmak gibi bir alışkanlık edinmeye çalışmıştım. Aklıma o gün ne geliyorsa; okuduğum kitaplar hakkında, rüyalarım, hatalarım, aldığım dersler ..gibi her konuda yazıyordum. Ve bu yazdıklarım içinde bloğumda yazmak için fikir çıkıyordu. Hatta kurduğum cümleler o kadar iyi oluyordu ki o cümleleri kullanmaya karar verdiğim de olmuştur.

Fikir nasıl bulunur? derseniz her gün yazma rutini oluşturun, derim. Siz daha spesifik davranıp ele aldığınız konuyla ilgili yazılar yazabilirsiniz.

Her gün yazmayı; yazma kabiliyetimi geliştirmek için  uygulamış olsam da  her gün yaptığınız bu yazı alıştırması  fikir bulmak için muazzam etkili. Yayımlamadığım taslak olarak duran yazılar var. Yayımlayacak kadar bir değeri olmadığını düşünüp bıraktığım. Ancak orada bahsettiğim bazı fikirleri başka yazımda kullandığım oldu.  Bir nevi bu yazma çalışması; hem yazma hem fikir pratiği oluyor.

İlham perilerini beklemek yerine  her gün yazarak zihninizi çalıştırmak; bir gün olmasa beşinci gün, olmadı onuncu gün mutlaka size faydası olacak bir şeyler çıkıyor. Benden söylemesi. Hem yazma becerinizi geliştirmek hem de zihninizde gizli saklı fikirleri ortaya çıkarmak için ideal bir yöntem....
fikir bulma tekniği

İyi Fikir Bulma Tekniği: 
Yakın zamanda çok güzel bir kitap keşfettim. Yazı dili o kadar sade ve anlaşılır ki su gibi okudum. Kitapta anlatılanlar o kadar doğru  ifade edilmiş ki hayatımda bir  tekniği bu kadar kolay algılamamışımdır. Tabii bu kadar kolay kavramanın sebebi anlatılanları daha önce çok kez deneyimlemiş olmamdan da kaynaklanıyor.
James Webb Young'un  kendi deneyimlerinden yola çıkarak Fikir Bulma Tekniği adlı kitabında bilgilerini bizlerle paylaşmış.

1. Adım: Materyal toplamak
Yazar fikir üretme tekniğinin ilk basamağı olarak materyal toplamaktır, diyor. Bilgi toplamak yerine insanlar ilham perilerinin gelmesini bekliyorlar. Bir fikir eski bir fikrin bir kombinasyonudur, der. O yüzden bir konuda araştırma yapmak, bilgi edinmek ilk madde. Yeni fikirler üretebilmek için önce mevcut bilgiyi kavramamız gerekiyor.

2. Adım: Öğrendiğin bilgileri sentezlemek, özümsemek
Öğrendiğimiz bilgileri özümsemeye başladığınızda iki şey gerçekleşir. Yeni küçük fikirler gelecektir. Bunları hemen bir kağıda not alın. Ne kadar saçma, eksik  olsa da yazın bu fikirleri. Bu süreçte gerçekleşen diğer bir şey enerjimiz düşüyor, pes etme safhasına geliyoruz. Tam bu noktada devam edin, diyor yazar. Fikirler ne kadar eksik, uydurma olsa da not etmeye devam edin.

Mesela bu yazımı hazırlarken vazgeçmeyi çok düşündüğüm anlar oldu. Fakat devam etmeye karar verdim. Pes etmedim. Yazdıklarımdan bazılarını sildim. Bu yazımı yazarken yeni fikirler ortaya çıktı: Fikirler fikirleri doğuruyor.

3-Adım: Çalıştığınız Konudan Uzaklaşın 
Bilgileri topladınız, özümsediniz artık konudan uzaklaşma zamanı. Müzik dinleyin, resim yapın, film izleyin; ama mümkün olduğunca üzerinde çalıştığınız  konudan uzaklaşın.
Ve işte tam bu sırada  hiç ummadığınız anda fikirler size gelecektir. Diş fırçalarken, gezerken..her hangi bir zamanda...

Anladığım kadarıyla  ilham perileri bir konuda bilgilendiğimiz,  kafa yorduğumuz, üzerinde düşündüğümüz, çalıştığımız,  sonra da o konuyu düşünmeyi bıraktığımız zaman geliyor. İlham perilerini beklemek yerine ilham perilerini bu yöntemle çağırın...Demek ki ilham perileri de davet bekliyormuş....
fikir bulmanın yolları

Fikir Nasıl Bulunur? (Jack Foster):
Yazar,  Fikir Nasıl Bulunur? isimli kitabında yukarıda değindiğim İyi Fikir Bulma Tekniği adlı kitabın içeriğini ele alıyor önce ve bu fikirleri kendisi de benimsediğini ifade ediyor. Daha sonra kendi deneyimlerini paylaşıyor. Ben kitabı pek anlatmayacağım. Daha çok hoşuma giden birkaç bilgiyi paylaşmak istiyorum sadece.

İki eski unsurun birleşmesinden yeni fikirler doğar:
Dali düşleriyle sanatı birleştirdi; gerçeküstücülüğü , Hutchins zil ile saati birleştirdi; çalar saati, Lipman kalem ile silgiyi birleştirdi silgili kalem ortaya çıktı. İki eski unsurun birleşmesinde yepyeni bir fikir doğar..

Eğer eski unsurlardan yeni fikirler doğuyorsa o zaman önce eski fikirleri bilmek, öğrenmek gerekiyor. Kitapta motivasyon sağlayan ve bana ilham veren bir örneği burada paylaşmadan geçemeyeceğim.

Ray Bradbury'unun  on iki yaşından beri her gün en azından bir şiir, bir makale ya da kısa öykü okuduğundan bahsetmiş. Hem de her gün. Ayrıca yazar on yıl boyunca her hafta en azından kısa bir öykü yazıp bitirirmiş.

Bu kadar disiplinli şekilde hem yazma hem de okuma süreci olması beni inanılmaz etkiledi. Yazarın kitaplarındaki başarısının ardındaki bu istikrarlı çalışmayı bilmek insanı gerçekten motive ediyor.

Farklı Bir Şey Yapın:
Daha önce ilgilenmediğiniz bir konuyu internetten araştırın. Daha önce gitmediğiniz restorana gidin, daha önce tatmadığınız bir yemeği deneyin. Latince öğrenin. Kısaca farklı bir şey yaparak üzerinizdeki ölü toprağı atın diyor yazar. Her zaman yaptığınız rutininizden farklı bir yapın. Örneğin Andre Gide her ay  hiç ilgi duymadığı bir kitap okurmuş.
Aslında farklı daha önce bilmediğimiz konularla ilgilenmek ufkumuzu açtığı için fikir bulma konusunda önemli bir yol olacaktır.

Yapabileceğinize İnanın:
En önemli konu insanın kendisine inanması. Eğer başarılı olacağınıza inanırsanız başarılı, aksini düşünürseniz başarısız olacağınız garantidir. Kendinizle ilgili düşüncelerinizi değiştirin. Fikir bulabileceğinize inanın. Zihninizde bir şeyi başarıp başaramayacağınız konusunda tereddüt eden düşünceler belirdiği an  sonuç hüsran olacaktır. 

Kısaca ya yapamazsam diye bir düşünce kürsüde konuşan bir kişinin anlatacaklarını unutmasına, bir golfçunun deliği kaçırmasına neden olduğu yönünde güzel bir örnek vermiş yazar. 

İster yapabileceğinize inanın ister yapamayacağınızı düşünün. Haklısınız (Henry Ford)

Eğlenin:
Eğlencenin yaratıcılığını arttırdığını bu nedenle eğlenerek bir işi yapmayı deneyin ya da çalıştığınız ortamın eğlenceli olmasını sağlayın. Yazarın bu düşüncelerine katılıyorum. Ne zaman eğlenerek bir yazı yazsam bayağı fikirler geliyor aklıma hem de yazım daha başarılı oluyor... 
fikir nasıl bulunur kitap

Bilim İnsanların, Yazarların, Ressamların  Fikir Bulma Yöntemleri:
 Edison, Einstein, Tesla ..gibi birçok bilim insanın çalışmalarında; yazar, ressam gibi..başarılı kişilerin sorun çözmek, fikir bulmak için kendine has  kullandıkları yöntemleri vardır.

Edison  üzerinde çalıştığı konuyla ilgili soruları tekrar eder, sonra elinde metal bilyelerle uyur. Uykuya daldığında elindeki bilyeler yerdeki metal tabağa düştüğünde  hemen uyanırmış. Uyandığında muhakkak o soruyla ilgili bir fikri yakalar. Not edermiş.

Salvador Dali ve Einstein  bu yöntemi bilye yerine  anahtar ile uygularmış. Uykuya dalma aşamasında anahtarın ellerinden düşmesiyle uyandıklarında zihnindeki görüntüleri, fikirleri kaydederlermiş.

Bu yöntemi hiç uygulamadım. Ancak buna benzer bir teknik uygulamıştım farkında olmadan. Şöyle uyumadan önce sorunumla ilgili soruyu  tekrar ediyorum. Sabah uyandığımda zihnimde bir fikrin dolaştığını anımsayarak uyanıyordum. Ancak bir yere not almadığım için unutuyorum genelde. Ya da zihnim devreye girdiği için o çözümü önemsemiyordum. Zaman  geçtikçe maalesef başka düşünceler araya girince o çözümden uzaklaşıyorsunuz. Uyanır uyanmaz yazmak önemli.

Tesla 'nın yeni bir icat için bir fikir düşündüğünde hayal gücünü kullanırmış. Kafasında her şeyi tasarlarmış. Ve zihninde nasıl tasarladıysa araç gerçekte de aynı şekilde çalışırmış.

Robert Louise Stevenson:
Bilinçaltının'nın Gücü adlı kitapta Stevenson'ın kitapları için konularını rüyalarının yardımıyla bulduğunu yazar. Uyumadan önce bilinçaltına her gün komutlar verdiğini ve uyurken bilinçaltı ona öyküler çıkardığından bahseder.
fikir bulma tekniği
Kreatif ve yaratıcı fikirler bulmak aslında herkesin yapabileceği bir şey. Önemli olan bu konuda zihninimizi eğitebilmek, araştırmak, bilgi edinmek...Ve öğrendiğniz konunuz üzerinde bir süre çalıştıktan sonra o konudan uzaklaşmak. Ya da benim gibi kendi ilgilendiğiniz konularda eksiklikleri fark ederek fikir bulma yolunu tercih edebilirsiniz.




Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanati

dost kazanma ve insanları etkileme sanatı
Dale Carnegie'nin bir kitabı elime geçmişti çok uzun zaman önce. Başlığı görünce itiraf etmeliyim ki çok ilgimi çekmemişti. İçeriğine göz attığımda ise çok yararlı bilgilerle karşılaşmıştım. O zamanlar yazara karşı bir sempatim oluşmuştu. Yazarın diğer kitaplarını da merak ettiğim bir gün kütüphanede   Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı isimli kitabına rastlayınca hiç düşünmeden  ödünç almıştım. Okuyalı  uzun zaman olduğundan, içeriğini pek  hatırlamadığım için bu sıralar kitabı tekrar okumaya karar verdim.

Kitabın adı sizi yanıltmasın. Etkileme kelimesi taktiklerle bir şey yaptırma anlamında çağrışım yapsa da içeriğinin öyle olmadığını  söyleyebilirim.

Dale Carnegie tarihte önemli yazarlar, politikacılar, sanatçılar gibi ünlü ve başarılı isimleri araştırmış. Başarı sırlarını  bizlerle paylaşmış bir kişi.
Lincoln, Benjamin Franklin..deyince hep aklıma bu yazar gelir. Bu iki isim kitaplarında çokça geçer.

Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı adlı  kitap etkili iletişim, empati kurma, insanları anlama açısından bilgiler içeriyor. Hem de başarılı kişilerin yaşadıklarından yola çıkarak.
dost kazanma ve insanları etkileme sanatı kitap

Eleştiri; Gurur Kırıcıdır:
İnsanları eleştirirken bir kez daha düşünmek gerekiyor sanırım. Belki iyi niyetli olarak hataları söylemek isteyebilirsiniz; ancak şu bir gerçek ki hiçkimse eleştiriden hoşlanmıyor. Eleştirdiğiniz anda insanlar savunmaya geçmeleri muhtemel. Haksız olduğunu anlasalar bile... Bilmemiz gereken en önemli şey eleştiri; incitici, gurur kırıcıdır.
Yazar, İnsanları eleştirmek yerine onları anlamaya çalışın, der.

Lincoln'un insanları yönetme konusunda başarısının sırrı neydi?  Lincoln gençliğinde oldukça eleştirel yazılar yazan biriyken hayatında  yaşadığı bazı olaylar dönüm noktası olmuş ve bunlardan ders alarak bir daha hiçkimseye hakaret içerikli yazılar yazmamış.

Lincoln: Sizi eleştirmemeleri için siz de kimseyi eleştirmeyin, der.  Ve aynı koşullarda olsaydık  bizler de aynı şekilde  hareket edeceğimizi ifade eder.  Eleştiri ile sadece kendi duygularımızı tatmin etmiş oluruz. Karşıdaki kişi ise eleştiri karşısında kendini haklı göstermek için türlü bahanelere başvurmasına neden oluyor.

Birilerini eleştirmeden de doğru bilgiler verilebilir. Eleştiri isterse sizinle ilgili olmasın fark etmiyor. Mesela ben şikayet eden, insanların eksikliklerinden bahseden yazılar  yerine çözüm ve bilgi odaklı paylaşımları okumayı tercih ediyorum.

Benjamin Franklin'i bilmeyen yoktur. Kendi kendini yetiştirmiş, geliştirmiş bu insan yazar, mucit, diplomat...gibi bir çok konuda başarılı olmuş biri.  Gençliğinde insan idare etmede çok başarısızken kendini geliştirerek Fransa büyükelçiliğine atanmış. Peki onun sırrı neydi? Kendi ifadesiyle:
Değersiz insan eleştirir ve şikayet eder, der.

Peki o zaman insanların hatalarını söylemezsek onlar kendilerini nasıl düzeltebilecek diyebilirsiniz. Yazar bununla ilgili insanları üzmeden değiştirmenin yollarına da değinmiş.
dost kazanma ve insanları etkime sanatı

İnsanları Üzmeden Değiştirmenin 9 Yolu:
Kitapta yazar çok güzel örneklerle bu 9 yolu anlatmış. Ben başlıklar halinde eklesem de kendi yorumumu katarak anlatmaya çalışacağım.
*Önce övün sonra hatayı söyleyin:
Bu maddenin günümüz şartlarına uymadığını söylemek istiyorum. Okudukça, izledikçe bilincimiz çok gelişti. Bu nedenle önce övmek ve sonra hatayı söylemek pek işe yaramıyor. Maalesef o övgü dolu kısım görülmediğinden sadece belirtilen hataya odaklanıldığından çok başarılı bir yöntem olmayabilir.

*Önce Kendi Yanlışlarınızdan Bahsedin:
Farkında olmadan bu yöntemi  uyguluyoruz aslında. Yaşadığınız olaylardan bahsedip ben şunu yapmış şu sonuçlarla karşılaşmıştım. Aslında bunu yapmam şöyle davranmam gerekiyormuş. Diyerek kendi deneyimlerimizden bahsetmek yol gösterici olabilir.

*Karşınızdakini  Rahatsız Etmeden Eleştirmenin Yolu:
Başkaların hatalarını dolaylı yoldan anlatmayı tavsiye ediyor. Buna şöyle bir örnek verebilirim en basitinden. Arkadaşınız bir kıyafeti size gösteriyor. Düğünde giyeceğim. Nasıl?  diye soruyor. Bu durumda olmamış diyemiyoruz. Şöyle içinizde bir gerilim hissediyorsunuz; ancak  olmuş da diyemiyoruz.

Bu kıyafet bir kır düğününe çok yakışır demek en iyisi. (Tabii gerçekten öyleyse) Böylece  giysinin güzel olduğunu ancak doğru yer olmadığını  uygun bir dille ifade etmiş oluyoruz.

*İnsanlara Başarının Yolunu Gösterin:
Eksikliklerini söylemek yerine güzel taraflarını belirterek o yolda ilerlemesi için ne yapması gerektiği hakkında fikir ve  destek vermek ile ilgili bir madde. En küçük gelişmeyi taktir edin.

Mesela başarılı paylaşımlar yapan bir youtuber var, diyelim.  Önemli kişilerle söyleşi yapıyor. Ancak belli bir kesimi ilgilendiren bir alanda sohbet olduğu için  videolar pek ilginizi çekmiyor. Burada bunu belirterek o kişiyi eleştirmek mi daha iyi olur yoksa şunu söylemek mi ?
 Söyleşilerinizde  kişilerin başarılarındaki sırlarını, çalışma yöntemlerini, zaman yönetimini, hayallerini gerçekleştirmek için neler yaptığını da onlara sorabilir misiniz acaba?

*Hiçkimse Emir Almaktan  Hoşlanmaz:
Emir vermek yerine sorular sorarak isteğinizi belirtin. Örneğin;  Şu işi yap demek yerine şu işi yapsak iyi olmaz mı?

*Karşınızdakilerin Gururunu Korumalarına Yardımcı Olun
Bu başlıkta yazar kurtuluş savaşına değinmiş. Düşmanı hezimete uğratmasına  rağmen M. Kemal Atatürk, esir aldığı generallere mağlubiyetini hatırlatmayacak,  gururunu incitmeyecek şekilde davrandığından bahsediyor.

  *İnsanlara Önem Verin: 
Bir insan dağınık diyelim. O kişiye çok derli toplu biri olduğuna inandığınızı belirtin. Böylece o kişi böyle olmak için daha fazla gayret gösterecektir.

Aklıma bununla ilgili bir araştırma geldi. Öğretmenlere bir sınıfta hiçbir özelliği olmayan birkaç  öğrencinin çok çalışkan ve dahi oldukları söylenmiş. Bu öğrenciler aslında normal zekaya sahip diğerlerinden hiçbir farkı yok. Yıl sonunda başarı oranına bakıldığında öğretmenlere övgüyle bahsedilen öğrencilerin başarı oranı diğerlerinden çok daha yüksek çıkmış.

 Öğretmenlere bu birkaç  öğrencinin dahi,  çalışkan olduğunu söylenmesi, onların bu yönde bir yaklaşım sergilemelerine,  daha fazla ilgi ve önem göstermelerine neden olmuş. Bu da  bu öğrenciler üzerinde etkisi olumlu olmuş. Bir kişinin pozitif yönde değişimini sağlamak için onlara inanmalıyız sanırım...

*İnsanları  Yanlışları Kolayca Düzeltebileceğine İnandırın:
Hayatınızda ilk kez karşılaştığınız örneğin bir ders, bir oyun...olabilir. Öğrenmeye ilk başladığınızda anlamamanız, başarısız olmanız  aslında doğaldır; ancak ne kadar beceriksiz, aptalsın gibi etiketler koyarak  şevkimizi kırarlar; aslında yüzde yüz eminim ki yeni öğrendiklerinde o kişiler de başarısız olmuştur; ancak o zamanı hatırlamazlar...

 Bir konuyu bilmediğini ve yapamayacağını düşünen kişilere bunun kolay olduğunu söyleyerek yüreklendirin, deniliyor. Zor bir şey olmadığını ve mantığını anlatarak ne kadar kolay olduğunu gösterin.

*Yaptırmak İstediğiniz İşi Karşınızdakine Sevdirin:
Ders çalışmayı sevmeyen bir çocuğunuz var diyelim. Ona ders çalış, çalış, çalış... demek yerine, güzel bir çalışma masası hazırlayabilirsiniz. Burası sana ait bir çalışma köşesi diyerek bunu  benimsemesini sağlayabilir, ders çalışmayı sevdirecek yöntemler öğretebilirsiniz. Bir de dersi oyuna dönüştürerek öğrenmesini sağlamak en ideali olur sanırım..
Dale Carnegie kitap
Peki eleştirilerle karşılaştığınız zaman biz ne yapmalı?
 Doğruluk payı varsa kabul etmeli. Şöyle oldu, böyle oldu gibi  bahaneler sunmak yerine hatanızı kabul edin, der yazar. Bahaneler üretmek insanları daha da kızdıran bir durum.

Kitapta aslında çok fazla şey anlatılıyor ben sadece eleştiri konusuna kendimce değindim.

Bildiğimiz, zaman zaman uyguladığımız şeyler olsa da kitapta anlatılan örnekler çok güzel. Bazen bildiğimizi zannetsek de unutabiliyoruz. Hayatınızda yolunda gitmeyen bir şeyler varsa yaptığınız hataları görmek adına hayatınızı ve kendinizi Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı isimli kitabı okuyarak gözden geçirebilirsiniz.

Stephen King Kitaplari Okuyorum

Stephen king romanları
Son okuduğum klasik kitaplar yavaş ilerleyince klasiklere bir süre ara vermeye karar verdim. Çok önceleri Stephen King romanları okumuş, filmlerini izlemiş biri olarak az çok tarzını bildiğimden  yazarın diğer kitaplarını da güvenle okuyabileceğim aklıma geldi. Beni düşündüren şey ürpertici ya da gözümden silemiyeceğim kadar etkisinde kalacağım bir şeyler olur mu?

Gerçi eskiden korku olsun gerilim olsun bu türde  filmleri bayılarak seyrederdim. Hem korkar hem de zevkle izlerdim. Hala çok seviyorum korku filmlerini ancak şimdilerde pek seyretmeye cesaret edemiyorum.

Stephen King kitapları korkudan çok gizem, gerilim tarzında olduğunu anımsayınca bu yazarın diğer romanlarını okuyabileceğimi düşündüm. Artık aralarında korku olanlar çıkarsa da yapacak bir şey yok...Severek okuyacağım.

Listemi hazırladım. Şimdi okuma zamanı...
Bir Not: Bu listede zamanla değişiklikler ya da eklemeler olabilir

Göz (1974):
Göz stephen king
Orijinal adı Carrie olan Türkçe Göz ismiyle yayımlanan kitabın film uyarlamasını yıllar önce izlemiştim. Hatta filmin 2.'si  de çekilmişti. Onu da izleme şansım oldu. Tabii belirtmemde fayda var;  filmin ikincisi yanlış hatırlamıyorsam Carrie'nın  akrabası olan  genç bir kız  vardı ve o da Carrie''nin yaşadığı  benzer bir olay örgüsüsüyle karşımıza çıkıyordu.

Konusu:
Lise öğrecisi olan Carrie okulunda sürekli aşağılanan, dalga geçilen bir kızdır. Annesi ise çok dindar, baskıcıdır. Baskıcı kelimesi yetersiz kalır aslında.

Yaşanacak  bir felaketin birkaç ay öncesinde başlıyor roman. Bu zaman diliminde Carrie'nin yaşadıklarını okuyoruz; ancak yazar birkaç paragraf Carie'nin yaşadıklarını  anlatırken;  ikinci birkaç paragrafında ise felaket sonrası görgü tanıklarının ve onu  tanıyan kişilerin görüşlerini aynı paralellikte roman boyunca verir...

Carrie özel güçleri olduğunu fark etmesiyle annesine karşı gelerek istediğini yapmaya başlar. Birkaç arkadaşının yaklaşımı da son olaydan sonra değişmiştir. Her şey onun için artık yolunda görünür. Ancak mezuniyet balosunda onu bekleyen kötü bir sürpriz vardır.

Korku Ağı:( 1975)
Vampir konulu bir kitap. Gündüz sorun olmasa da akşamları ister istemez bir ürperti duyduğumdan geceleri okumayı bıraktım. Yazar Ben, çocukluğunun geçtiği kasabaya geri dönmüştür. Yeni bir kitap yazmayı düşünüyordur. Konusu ise kasabadaki esrarengiz evle ilgilidir. Ancak kasabaya gelmesiyle birlikte olayların başlaması kuşkuların onun üzerine yoğunlaşmasına neden olur.

Medyum (1977)
Türü; gotik roman. Danny beş yaşlarında sezgileri güçlü, insanların düşüncelerini okuyabilen bir çocuktur. Tonny adlı görünmeyen bir arkadaşı vardır. Ailesi bunu pek problem etmez; bunu hayal gücünün geniş olmasına bağlar. Baba Jack alkol sorunu ile boğuşmaktadır. İşinden atılmıştır. İçkiyi birakarak yeniden kendini toparlamaya çalışır ve arkadaşının ayarladığı bir işte çalışmaya başlar. Kışları  kapalı olan otelde bekçilik yapacaktır. Boş zamanlarında ise kitabını yazabilecektir. Ancak bu otelde esrarengiz şeyler olur...Zaman geçtikçe her şey kötüleşmeye başlar, üç kişilik aile bu hayaletli otelden kurtulabilecekler midir?

Sadist: (1987):
Psikolojik gerilim türünde bir roman. Ünlü bir yazar olan Paul bir araba kazası geçirir. Onu kurtaran kadın yazarın fanatik bir hayranı çıkar ve evinde  tutsak eder. Yazarın taslak halindeki son kitabını okuyan Annie;  karakterin sonunu beğenmediği için yazara kitabı yeniden yazdırır. Bacaklarındaki rahatsızlığı nedeniyle yerinde kalkamayan Paul, kadından korktuğu için mecburen yeniden romanı yazmaya başlar.
Merakla okudum kitabı. Bazen adamın neden o evden kaçmak için  daha fazla bir şey yapmadığı düşünceleriyle zihnim meşgul oldu,  bazense kadının vahşet derecede yaptıkları gerilmeme sebep
oldu.

Stephen King'in 'O' İsimli Romanı (1986):
Yazarın en beğenilen kitaplarından biri. Bir grup çocukluk arkadaşı büyüdüklerinde her biri farklı şehirlere dağılmışlardır. Bu gruptan biri, uzun zamandır görüşmediği arkadaşlarına telefon eder. Küçükken birbirine bir söz vermişlerdir. Ve bu telefon verilen sözün yerine getirme zamanı geldiğini söylemek için edilmiştir. Gelen bu telefonla her biri  irkilseler de büyüdükleri kasaba Derry'e geri dönmek için yola koyulurlar. Ve bu sırada onların küçüklüğüne geri dönüşlerle çocukluğunda neler yaşadıklarını  öğreniyoruz. En önemlisi Derry'de 27 yılda bir ortaya çıkan 'O' vardır...Ve korkunç 'O' tekrar ortaya çıkmıştır.

Şeffaf(1987):
Bilim-kurgu türünde bir roman. Evinin yakınında bulunan ormanda köpeğiyle yürüyüş yapan Anderson'ın  ayağına bir şey takılır. Bu metal nesnenin ne olduğunu anlamlandıramaz. Onu çıkarmak için yeri kazmaya başlar. O cisim öyle devasa büyüklüktedir ki günlerce kazmaları gerecektir. Ve o günden sonra kasabada ve orada yaşayanlarda tuhaf değişimler başlar: Birbirinin düşüncelerini okuyabilmektedirler, dahi derece zekaları gelişmiştir. Fiziksel olarak değişimler de başlamıştır. 

Kasabada tuhaflıkları sezinleyenlerin ve bu değişime karşı gelenlerin ise başına bir şey gelir. Değişimden etkilenmeyen, düşünceleri okunamayan bir iki kişi de vardır. 
Zekaları her geçen gün gelişen ve kendilerinde olmayan kişileri bir tehdit olarak gören bu insanları durduracak biri çıkacak mı? En önemlisi buna neden olan şeyin akıbeti ne olacak? gibi akla gelen sorularla romanı merakla okuyorsunuz.

Cep (2006):
Yakın bir zamanda romanın uyarlaması olan Frekans (Cell) adlı filmi izlemiştim. Açıkçası yazarın kitabının bir uyarlaması olduğunu bilmiyordum. Bunu yeni öğreniyorum. Film çok net hafızamda olduğu için bu romanı okumayı düşünmüyorum.
Konusu: Cep telefonuyla konuştuktan sonra insanlara tuhaf şeyler olur. Telefondan yayılan sinyal insanları etkiler, onları zombiye dönüştürür. Bir virüs gibi telefonla konuşan her kişiyi etkisi altına alır.  Ve bu sinyale  maruz kalanlar, normal insanlara saldırmaya başlar. Clay ve onun gibi  telefondan  uzak kalmayı başarmış bir grup insanın hayatta kalma mücadelesine tanık oluyoruz.

Diriliş (2014):
Diriliş Stephen king

6 yaşında olan Jamie'nin küçük bir kasabada ailesiyle mutlu bir yaşamı vardır. Hayatının ilerleyen safhalarında da yolları kesişecek olan genç rahiple tanışmasıyla başlar roman...

Rahip çok sevilen birisidir. Ancak çok sevdiği eşi ve çocuğunu trafik kazasında kaybedince hayatın seyri değişir. O artık inancını kaybetmiştir. Verdiği vaaz kasabada rahatsızlık uyandırır ve görevinden alınır. Elektrikle ilgili daha önce çalışmalar yapmış rahip bu konuya daha fazla yoğunlaşır. Ve kendi bulduğu yöntemle insanları iyileştirebileceğini iddia eder. Gösteriler yapar. Hatta Jamie'yi de iyileştirir. Yalnız bir sorun vardır. İyileşen insanlarda tuhaf şeyler olmaktadır...

Stephen King'in  Diriliş isimli kitabını okurken gizemli bir şeyler olacak diye hep bekledim. Çünkü onun okuduğum diğer kitapları tam hatırlamasam da ilginç, farklı şeyler olduğu aklımda  kalmış. Beklenti için okudum, okudum, okudum. İlginç, mistik yada gerilim... ne olacak acaba? diye...

Sonunda bir şeyler kendini hissettirmeye başladı. Bu kez bu gizemli, ilginç şey belirginleşmesini umarak okumaya devam ettim. Ancak baş kahramanın yetişkinliği bizim günümüze yakın olması dolayısıyla mı bilemiyorum. Yazarın anlatım biçimi değişti. Kitabın başlarındaki o güçlü anlatımı ve güzel atmasfor de değişti. Şu günümüz popüler kitaplar gibi alelade bir yazım biçimine ve olaylar şekline dönüştü.

Açıkçası bu kitabın film uyarlanmasını daha çok seveceğimi düşünüyorum. Tam filmlik bir konusu var...Okurken tam gerilimi, gizemi hissedemedim ancak merakla okudum. Kitap için söyleyeceğim başı iyiydi ortalara doğru biraz yüzeyselleşti neyse ki kitabın sonuna doğru biraz  toparlandı. Genel olarak roman iyi diyebilirim.

*Mahşer(1978)
*Çağrı(1979)
*Hayaletin Garip Huyları (1978):
Türü: Korku. Birçok kısa hikayenin yer aldığı bir kitap.
*Tepki (1980)
*Kujo(1981)
*Kara Kule Serisi:
-Kara Kule 1: Silahşör (1982)
-Kara Kule 2: Üçün Çizgileri (Üçün Çekilişi)(1987)
-Kara Kule 3: Çorak Topraklar (1991)
-Kara Kule 4: Büyücü ve Cam Küre (1997)
-Kara Kule 5:Calla'nın Kurtları
-Kara Kule 6:Susannah'nın Şarkısı (2004)
-Kara Kule 7:Kule (2004)
*Kuşku Mevsimi(1982)
*Hayvan Mezarlığı (1983)
*Ejderhanın Gözleri (1984 )
*Tılsım (1984)
*Hayatı Emen Karanlık (1989)
*Ruhlar Dükkanı (1991)
*Oyun(1992)
*Doleres (1992)
*Çılgınlığın Ötesi (1995)
*Yeşil Yol(1996)
*Yaratık (1996)
*Kemik Torbası (1998)
*Maça KIzı(1999)
*Kubbenin Altında(2009)
*Doktor Uyku (2013)
*Eğlence Parkı (2013)


Aska Yolculuk (Kore Dizisi)

kore dizisi
Hint dizilerinden sonra Kore dizilerini izlemeye başladım. Aşka Yolculuk ile ilgili söyleyebileceğim; sempatik ve  fantastik tadında başlayan bir dizinin ileriki bölümlerinde nasıl drama dönüştüğünü düşünürken boğazım düğümlenmiş hüzünle küçük kardeşin ölümünü izliyorum.

Daha dizinin başlarındayken dizi ve karakterlerle ne kadar bütünleşmişsem ölümleri beni derinden sarstı. Ama olmaz ki en sevimli prens, kimseye zararı olmayan o sempatik çocuk öldürülür mü? Eşiyle aralarında sevgi yeni yeni güçlenirken... Hala dizinin etkisinden kurtulamadım...

Alıştığınız karakter ölünce dizi bir anda izlenmeye değer olmadığını düşündüğünüzde, birden bir şeyler oluyor ve yine dizi sizi kendine bağlıyor.

Beğeneceğinizi düşündüğüm bir Tarihi Kore dizisi. Aslında bu dizi Çin romanından uyarlanmış bir dönem dizisi.
 Orijinal adı Moon Lovers: Scarlet Heart Ryeo. Ben sonraki bölümlerine de göz ucuyla baktım; açıkçası etkilenmemek mümkün değil...Güzel, etkileyici bir aşk hikayesi var...

kore dizi aşka yolculuk
Esas kız

Dizinin Konusu:
 Günümüzde yaşayan  güzellik ve makyaj uzmanı olan genç Koreli kızımızın hayatı altüst olmuştur. Berbat durumdadır. Güneş tutulması olduğu sırada suda çırpınan bir  çocuğu kurtarırken boğulur. Tam o vakitte güneş tutulmasıyla bir devirden başka bir devire geçerek,  yüzyıllar öncesine bir başka kızın bedeninde sarayda kendini bulur.


Bu bedende farklı bir kişilikle dikkatleri üzerine çeker. Tavır, davranışları eskisi gibi değildir. Herkes onun bu değişik hallerini kafasını çarptığına yorar. O da hafızasını kaybetmiş rolü yapmak zorunda kalır. 

Sarayın 8. prensi çok hoş ve karizmatiktir. Bu genç kızımızla aralarında bir şeyler olur. Yalnız saraya 4 numaralı prens de gelmiştir. Çocukken annesi tarafından yüzü yaralanmış ve  yıllar önce sürgün edilmiştir. Ve büyüdüğünde saraya döner. Yüzünde bir maske vardır. Yarasını maskeyle gizlemeye çalışır.
dönem dizisi aşka yolculuk
4.Prens
Kralın iki eşinden olma bir düzine (saymadım çok fazla)  oğlu vardır. Hepsi bir arada mutlu, hoş zamanlar geçirir. Tabii zamanda yolculuk yapan kızımız ise herkesin gözdesi....
Maskeli 4. prensin gelişi olaylı olmuştur. Biraz kötü bir insan gibi görünür. Bir de müneccim başımız vardır. Tabii yıldızları yorumlayan kişi  her iki zamanda da karşımıza çıkar.

Kore sarayında  hizmetçilere cariye denilmesini yadırgasam da belli bir zaman sonra alışıyorsunuz. Cariye deniliyorsa ben de saray astrologuna müneccim başı desem bir sorun olmaz umarım...

Sarayın bol entrakalarıyla  oğlunun kral olması için türlü işler çeviren kraliçesiyle neler oluyor neler...
Tabii güzel kızımız ve prens arasında o aşk sizi çok etkileyecek....Hangi prens mi söylemem? İnternetten izleyecekler için sessiz kalmayı tercih ediyorum. Gerçi bariz şekilde ipucunu vermişim...

En güzel Kore dizilerinden biri olarak yerini aldığını söyleyebilirim. Kanal 7'de sabah ve akşam yayımlanıyor izlemek isterseniz....Ben bu diziden çok etkilendim. Daha sonunu bile  izlemedim...

 Aşka Yolculuk dizisinin  sonunu maalesef izlemeyi düşünmüyorum. Çok hüzünlüymüş. Youtube'da müzik eşliğinde finalinden bir demet yayımlamışlar...Baktım gerçekten çok hüzünlü...
İzleyicilerin yorumlarından  da anlaşılıyor ki finalinde çok ağlayan olmuş. Belki başka bir zaman sonunu izlerim...

Not: Bu dizi ülkesinde yayımlandığında finalin böyle hüzünlü bitmesine karşı çıkanlar olmuştur. Bu nedenle dizinin devamı çekildiği söyleniyor. Sonradan eklenen bölümlerin içeriği hakkında bilgileri de okudum. Ve yine çok güzel buldum. Yalnız kanal 7'in sonradan eklenen bölümleri yayımlamayacağı yönünde söylentiler var. Belki çok istek olursa dikkate alabilirler...Kimbilir...


Dusunce Gucuyle Tedavi (Louise Hay)

düşünce gücüyle tedavi kitap
Beğendiğim kişisel gelişim kitapları başlıklı sayfamda bir liste oluşturmuştum daha önce. O listede yer verdiğim  Louise Hay'e ait  Düşünce Gücüyle Tedavi isimli kitabın içeriği hakkında biraz bahsetmek istiyorum bu yazımda. Ülkemizde yeni yeni kişisel gelişim kavramının  kullanılmaya başladığı yıllarda bu kitabı almıştım. Okuduğumda bu kitaptan çok etkilenmiştim. O zamanları düşünün. Bu konular pek yaygın değil.

Bir kitap size düşüncelerini değiştirirsen hayatın değişeceğini söylüyor. Tüm hastalıkların nedenini ise  olumsuz düşüncelerden kaynaklandığını anlatıyor. Çok yeni bir bilgi olduğu için tabii inanılmaz geliyordu bana o zamanlar...

 Açıkçası yıllar içinde  sivilce sorunumdan, göz kapağımda çıkan bezeye kadar bu kitaptan faydalandım. Tabii beslenme ve sağlık konusuna da eğilerek...

Ben sadece zihinsel değil ruhsal ve fiziksel olarak da bir bütün olarak hastalıklar ele alındığında tam bir iyileşmenin gerçekleşeceğine inanıyorum. Yazar da zaten sadece düşünce dese de diğer kitaplarında kanser hastalığını nasıl yendiğini anlatırken bir bütün olarak ele alır. Ve kitabın bazı yerlerinde beden, ruh ve zihin olarak bu üç alanda da çalışmamız gerektiğine değinir.

Aklımızda oluşturduğumuz her düşünce geleceğimizi yaratıyor:
Şu sıralar tekrar elime aldım Düşünce Gücüyle Tedavi adlı kitabı. Ve kitabın başlarında  aklımızda oluşturduğumuz her düşünce geleceğimizi yaratıyor sözünü okuduğumda bu cümleyi her zaman hatırlamam gerektiğini bir kez daha anımsadım. Sizler de değişmek istiyorsanız kitabın üstüne basa basa söylediği gibi düşüncelerinizin üzerinde çalışmakla başlayabilirsiniz.

Şu an yaşadığımız deneyimler 10 -20 yıl önce zihnimizde oluşurduğumuz düşüncelerin ürünü olduğunu ve  şu an ne düşünüyorsak geleceğimizi inşaa ettiğimizi anlatıyor kitap.

Yalnız insanlar pozitif düşünmeyi olumsuz olaylar karşısında da pozitif kalmak gerektiği şeklinde algılıyor. Olumsuz bir durum varsa inkar edersek, kendimizi hiçbir şey olmamış gibi davranmaya itersek bu da sağlıklı bir durum değil aslında.  Belli bir zaman sonra o yadsıdığınız duygular bir şekilde patlak veriyor... Ya sağlık ya psikolojik olarak...

Yazar geçmişte olmuş bir olayı tekrar tekrar hatırlayıp kendimizi üzmenin bir faydası olmadığını idrak etmemizi; zihin yapımızı olumlu şekilde inşa etmemizi önerir. Biliyorum geçmişi bırakmak  kolay değil. Geçmişin getirdiği olumsuz duygu ve düşüncelerden arınmak biraz üzerinde çalışılması gereken konular....

Değersizlik duygunuz varsa kendinize değer vermeye başlamayı, kendimizi eleştirmeyi bırakmayı,  olumlu düşünce kalıplarını zihnimize yerleştirmeyi; yani zihnimizin temelini pozitif hale dönüştürmek için çalışmalar kitabın içeriğinde yer alan önemli detaylardan birkaçı.

Ayrıca birinin şansına, olanaklarına kıskanmak yerine onun için sevinmek gerektiğini  aksi taktirde kendi kısmetimizi geçiktirmiş olacağımızdan bahseder;  yine üzerinde en çok durduğu kırgınlık, kızgınlık gibi duyguların hastalığı davet ettiğini vurgular. Bu nedenle ilk önce İçinizdeki dargınlık, öfkeyi temizlemeyi önerir.

Yazar kitapta çok güzel bir ifade kullanmış: Aklımızı Eğitmek...
Evet, bir ders öğrenir gibi olumlu düşünmeyi öğrenmek ...Olumlu Düşünce Dersi diye bir ders olsaydı ilginç olurdu sanırım.
düşünce gücüyle tedavi
Ayna Çalışması:
Yazar danışanlarına küçük bir ayna karşısında gözlerinin içine bakarak 'seni olduğun gibi kabul ediyor ve seviyorum' demelerini önerir. Bu ayna çalışması yine çok sık karşılaştığım bir tavsiyedir. Muhtemelen bu kitabı okuyan yok yok...Kendinizi sevmek için ve olumlu cümlelerin daha etkili olması için güçlü bir yöntem ayna çalışması. 

Açıkçası bu ayna çalışmasını hiç yapmadım. Yapamadım. Yazar da bu ayna çalışmasını yapmanın zorluğundan bahseder. Aynaya bakmak kişinin gerçek duygularını ortaya çıkardığını ifade eder. Duygularımızla yüzleşmek ise çok zordur.

Aynı zamanda olumlu cümleler tekrar edildiğinde zihinimizdeki olumsuz düşüncelerin ortaya çıkması muhtemelen olduğu ifade eder. Bu önemli bir nokta. Kendi üzerinizde çalışmaya başladığınızda zihninizdeki negatif düşüncelerin su yüzeyine çıkması olasılığı var. Böyle bir durumla karşılaştığınızda negatif düşüncelere takılmamamızı, hatta Louise Hay bu tür olumsuz düşünceler aklınıza geldiğinde onlara teşekkür etmeyi önerir.

Ben Değerliyim: 
Yazar erteleme hastalığının altında kişinin kendine değer vermediğini direkt söylemese de ima eder. 
Kendine değer veren kişilere her kapı açılır, der. Buna çok katılıyorum. Bazı insanlar yeterince donanımlı olmasalar da bir bakmışsınız iş alımında tercih edilir, şaşırırsınız. Bazı kişiler diğer insanlardan üstün bir özellikleri yoktur ancak  aranılan, tercih edilen kişilerdir. Onları diğer kişilerden  bir farkları vardır. Kendine değer vermeleri sanırım...
 O nedenle ilk ve en önemli konulardan biri kendine değer vermeyi öğrenmek geliyor sanrım.

Başkalarının değil sizin kendinize değer vermenizle başlamanız gerekiyor. Peki ne yapacağız? Düşünceleriniz üzerinde çalışmakla başlayabilirsiniz. Ben değerliyim diyerek kendinize bunu hatırlatabilirsiniz. 

Kendimi Onaylıyorum:
Bu çalışmayı yazar yüzlerce kişiye önermiş. ve olağanüstü sonuçlar aldığını belirtir kitapta. Yapmanız gereken şey kendimi onaylıyorum cümlesini tekrar etmek. Üzüldüğünüzde kendinizi suçladığınızda hep kendimi onaylıyorum diyebilirsiniz. Benim tavsiyem ise en mutlu anınızda bu çalışmaları yapmak. Sıkıntılı, üzüntülü olduğumuzda bu cümleyi söylemek  ve anımsamak güç olabilir. Daha önce zihninize yerleştirirseniz bu cümleyi öfke, kızgın anında otomatik olarak aklınıza gelecektir.

Ağzımızdan Çıkan Sözcüklere Dikkat Edelim:
Yazar  düşüncelerimizi fark etmek biraz zor olduğu için önce ağzımızdan çıkan cümlelere dikkat etmemiz gerektiği, olumsuz bir sözcük konuşurken fark ettiğinde hemen o cümleyi olumluya çevirmemizi tavsiye eder.

Aslında nefes egzersizi, yoga..vb. aktiviteler yapıyorsanız bu zaman zarfında düşüncelerinizin farkına varmanız çok daha kolay. O an olumsuz düşüncelerinizi yakalayıp not etmek  çok yararlı  ve olumlu cümleyi yazmanız iyi bir alıştırma olacaktır.
düşünce gücüyle tedavi
Hastalıkların zihinsel nedenleri:
Yazar hastalıkların zihinsel nedenlerinin  kitabın sonuna eklemiş.. Düşünce şeklimizi değiştirebilmemiz için olumlu ifadeleri de eklemiş.  Eğer hastalığınızın altında nedeni bilirsek ve olumlu düşünce kalıplarını tekrar ederek pozitif inançları zihnimizde oluşturursak hastalık ortadan kalkacağını iddia eder.
Ancak yazar yakalandığı kanseri yenmek için düşüncelerini değiştirmeye çalışırken beslenmesine, ruhuna iyi gelen çalışmalara da yer vermiş. Bunu gözardı etmemek gerektiğini bir kez daha belirtmem gerek.

Mesela  Louise Hay kitapta  dişeti sorunlarının nedenini kararları keskinleşirememek ve hayat karşısında güçsüzlük  olduğunu yazmış. Ve olumlu cümle olarak: '' Kararlı bir insanım. Kendimi sevgiyle destekliyorum ve kararlarımı uyguluyorum'' cümlesini tekrar etmeyi önerir.

Sinirlilik için korku, evham, mücadele, alecelik, hayata güvenmemek gibi zihinsel nedeni belirtmiş. Sonsuzluğun içinde yolculuk yaptığımı biliyorum. Her şeye zaman var. İçtenlikle iletişim kuruyorum. Olumlu düşünce kalıbını eklemiş.

Ağrılar ve sızılar için olası nedeni; sevgiye hasret , dokunulmayı özlemek...
Bunun için de Kendimi seviyor ve onaylıyorum. Sevecen ve sevilen bir insanım,  düşünce kalıbını
 yazmış.

Sivilcenin olası nedeni olarak da Kendini kabul etmemek, kendinden hoşnut olmamak yazıyor. Yeni düşünce ise Hayatın kutsal bir ifadesiyim. Kendimi şu anda olduğum gibi seviyor ve kabul ediyorum...
Bu şekilde kitabın sonunda birçok hastalığın olası nedenini ve yeni düşünce kalıbını da eklemiş Louise Hay...

Kişisel gelişim uzmanlarının çok sıkça bahsettiği gibi  bu kitapta da  her şeyin iç dünyamızın aynasını olduğunu, bize kötü davranan kişileri biz kendi düşünce kalıplarımızla çektiğimiz vurgular. Bu tür düşüncelerimizi değiştirdiğimizde de o kişiler de bizden uzaklaşacaktır, der. 

Kısaca yazar kendini değiştirmek için önce düşünce kalıplarınızı değiştirmekten bahseder. Bu kitap yapacağımız tek şeyin düşünceler üzerinde çalışmak olduğunu söyler.
Kitapta neler yapacağımız çok güzel anlatılmış aslında...

Kendine layık görmemek, direnç göstermek, kendine sevmemek...gibi konulara da değinmiş. Ben kitaptan birkaç alıştırmaya burada  yer verdim. Zihninizi yeniden eğitmek isteyenler için güzel ve iyi bir başucu kitabı...

Kitaptan alıntılar:
*Dargınlık, güceniklik, olumsuz eleştiri ve suçluluk en zarar verici düşünce kalıplarıdır.
*Hiçbir kişi, hiçbir şey hiçbir koşul bizim üzerimizde bir güce sahip değil, çünkü aklımızla düşünce oluşturan yalnızca biziz.
*Sorunumuz ne olursa olsun yaşadıklarımız iç dünyamızın dışarıya yansıyan sonuçlarıdır

Düşünce Gücüyle Tedavi
Louise HAY
208 sayfa
Altın Kitaplar Yayınevi

Emile Zola Kitaplari (Rougon-Macquart Dizisi)

Emile Zola eserleri
Fransa'da ortaya çıkmış bir akım olan natüralizmin temsilcilerinden sayılır Emile Zola. Hatta İnternette  bu akımın kurucusu olduğu yönünde bilgiler çıktı karşıma, oysa Emile Zola'nın kitap önsözlerinde  natüralizmin kurucusu olarak Flaubert'un ismi geçer. Bu ikilemin olması  ilginç aslında. Yadsınamaz bir gerçek varsa  Emile Zola'nın naturalizmin en güçlü ve en önemli temsilcisi olduğu.


Yazarın Germinal adlı kitabını okurken internette biraz araştırma yaparak  ön bilgi edinmeye çalıştım.  Fransız yazarın en önemli eserlerinin de içinde yer aldığı  Rougon- Macquart dizisi diye bir kavram çıktı karşıma.

 Meğerse Emile Zola'nın birbiriyle ilintili 20 kitaptan oluşan roman dizisi varmış. O bildiğimiz başyapıtlar bu seriyle anılıyormuş. Germinal okumakla başlayan ben, bu durumda okuma sürecime bu serinin diğer bazı kitaplarını da eklemem gerektiğini anladım.

 Emile Zola kitapları aslında 20'den  daha fazla. Ben yazarın eserlerinden Rougon -Macquart dizisini ele aldım; hem yazarın en önemli başyapıtları  yer aldığı için hem de bu serinin birbiriyle ilintisi ne kadar, aradaki bağı anlamam adına...Yalnız bu yirmi kitabı okumaktan ziyade listedeki birkaç kitabını okumayı düşünüyorum.

Bu roman dizisinde Raugon- Macquart ailesinin yaşadığı olaylar anlatıyor. Rougon ve Macquart ailelerin beş kuşak boyunca yaşamı ele alınır. Raugon tarafı; burjuvaziyi, Macquart ise alt sınıfı temsil eder. Bu dizinin diğer bir adı da İkinci İmparotorluk çağında bir ailenin doğal ve sosyal tarihi'dir.

Kitaplar birbiriyle ilintili olsa da sırayla okunacak gibi bir düşünce gelmesin aklınıza. Bir roman dizisi olsa da her kitap başlı başlına kendine özgü.

Meyhane, Nana ve Germinal ve yine çok övülen Kadınların Cenneti  eserlerini okumayı düşünüyorum. Ayrıca kitaplar farklı bir isimle de baskıları olduğu için  diğer adları da aşağıdaki listede  belirttim.

Bir Not:
 Emile Zola'nın kitaplarını okumadan önce onun temsil ettiği natüralizm akımına göz atmanız biraz ön bilgi edinmeniz yazarın  kitaplarını ve tarzını anlamanız açısından çok yararlı olacağını düşünüyorum. Her şeyin en kötü şekilde ele alındığı karamsar dünyayı gözler önüne serdiğini bilerek okumak eserlere daha farklı bir gözle  bakmanızı sağlayacaktır. Aksi taktirde karamsar dünyaya kapılabilir ya da sıkıldım diyerek bırakabilirsiniz okumayı...

Açıkçası ben kitapları okurken çok karamsarlık içine girmedim.Sanırım okumadan önce kendimi buna hazırladığım için de olabilir. Ayrıca  kitapları okurken gerçek hayatla kıyaslamalar yaptığımda yazarın çok gerçekçi olarak olayları, kişileri ve tutumları yansıttığını gördüm...

Emile Zola Eserleri (Rougon- Macquart Dizisi):
1-Rougonların Yükselişi (Rougonlar'ın Serveti-1871):
Yirmi kitaptan oluşan dizinin  ilki. Rougon ve Macquart ailesi bu romanda yolları kesişir.

2-Tazı Payı (1971-1972):
Araştırmalarıma göre kitabın diğer isimleri: Aşk Bitmesin, Oyun Bitti 

3-Parisin Göbeği (Paris'in Karnı- 1873):

Rougon-Macquart serisinin  3. kitabı. Paris'in Karnı olarak da eser basılmış.

4-Palassans Papazı (1874)
5-Rahip Mouret'in Günahı (1875)
6- Ekselansları Euegene Rougon (1976) 

7-Meyhane (1877):
 emile zola kitapları
Rougon- Macquart serinin 7. kitabı...
Meyhane adlı roman Sokaktaki Kız ve Sen Bir Melektin olarak basımları da karşınıza çıkabilir.

 İnternette bu kitabı okuyanların yorumlarına göz attığımda biraz sıkıldıkları yönünde yazmışlar. Kitapta her şey en kötü haliyle anlatıldığı için karamsarlığın etkisinde kalmak muhtemel. Bu kitabı okuyup okumama konusunda kararsız kaldım.
 Bazı yorumlar ise anlatılanlar insanı çarpsa da bu karamsar atmosferin etkisine rağmen kitabı çok beğendiklerini ifade etmişler.

Fakir, yoksul işçi sınıfın yaşadığı bir mahallede bir ailenin sorunlarını göz önüne seren bir kitap.

 Yazar Meyhane adlı eserini  ilk kez  bir  gazetede yayımladığında çok fazla eleştirilere maruz kalmış. Bu nedenle de yazar bir açıklama gereği duymuş.  Bu eserin kitaplarının içinde en temizi olduğunu ifade etmiş. Kendini savunmayacağını çünkü zaten kitabım beni  savunacaktır, demiş.

İçkinin ve tembelliğin sonucu yıkıma doğru giden işçi bir aileyi konu alan bu kitap için yazar aynı zamanda halkın kokusunu yansıtan bir eser olduğunu, gerçeği olduğu gibi yansıttığını kitabın önsözünde açıklamış. Emile Zola romandaki kişilerin kötü insanlar olmadığını, sadece bilgisizliğin  ve zorlu yaşamın çetinliği onlarda bozulmalara neden olduğunu eklemiş.

Yayımlandığı yıllarda olumsuz eleştirilere maruz kalmış bu kitap günümüzde Emile Zola'nın baş yapıtlarından biri olarak kabul edilen bir  dünya klasiğidir.

Bu kitabı okuduğumda neden bu kadar tepki çekmiş ki dedim, olası fakir bir mahalle ve orada yaşayanlar olarak değerlendirmiştim; ancak romanın ortalarına doğru işler değişiyor...

Meyhane adlı eserde Jervez  iki çocuğuyla ortada kalır. Nikahsız olduğu eşi onları terk etmiştir. Çalışarak çocuklarına bakan  Jervez ikinci bir evlilik yapar. Bir kızı olur. Adını Nana koyarlar. İlk eşinden olan iki çocuğundan birinin ismi Ettienne'dir. Bu iki çocuk diğer kitapların ana karakterleri olacaktırlar. Bu roman ise Jervez'in etrafında şekillenir.

Etinenne Germinal'de; Nana ise yine aynı isimli kitapta kendi hikayeleriyle karşımıza çıkıyorlar.

8-Bir Aşk Sayfası (1978):
Kitap Bir Aşk Hikayesi  başlığıyla da çevirisi bulunuyor.
Uzun betimlemelerin yer aldığı yasak aşk temalı bir eser.

9-Nana (1880):
Nana kitap
Serinin 9. kitabı Nana;  Paris Yaşamı olarak da basımı mevcut.
Nana'nın çocukluğuna ve genç kızlığına Meyhane adlı kitapta yer vermiştir yazar. Bu nedenle bu romandan  biraz bahsetmem gerektiğini düşünüyorum.

Meyhane adlı kitapta Nana'nın annesi Jervez ana karakter olarak karşımıza çıkar. Jervez ikinci evliliğini yapmış ve o evlilikten  Nana adlı bir kızı olur. Nana'nın çocukluğuna zaman zaman tanık oluyoruz bu kitapta. Genç bir kız olunca evden kaçar ve onu meyhanelerde dans ederken ya da biriyle dolaşırken görenler olur, mahallede adı çıkmıştır. Annesi ve babası onu geri getirmeye çalışsalarda pek başarılı olamazlar ve artık bu duruma da alışırlar.

Kitabın sonlarına doğru Nana'nın seçtiği yol artık açıkça bellidir.
Kısaca  Meyhane annesi Jervez'in; bu roman ise  Nana'nın hikayesidir.

Gelelim baş karakterimizle aynı adı taşıyan kitaba; Nana'nın sesi, rol yeteneği  olmamasına rağmen tiyatroda sahneye çıkar. Onda farklı bir özellik vardır. Kabiliyeti olmamasına rağmen seyircileri etkilemeyi başarmıştır. Roman onun bu ilk tiyatro sahne deneyimiyle başlar.

 Bu eserde Paris'in üst sınıf asil erkeklerin gözdesi Nana vardır.  Birlikte olduğu üst tabakadan erkeklerin paralarıyla geçimini sürdürmektedir. Aslında  pek de geçindiği söylenemez. Borçlular her seferinde kapısına dayanır.

Kitabın yarısına  kadar Nana hayatından memnun birkaç erkeği birden idare edebilen, canı sıkılınca başından defeden güçlü bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Ancak romanın ilerleyen sayfalarında her şey değişmeye, ana karakterin  sıradan biriyle yaşamaya başlamasıyla zor dönemler onun için başlar. Ancak bir süre sonra bu zorluk içinde geçen yaşamı da geride bırakarak şaşalı, zengin bir hayatı tekrar elde etmeyi, popüler olmayı başarır.

Nana'nın inişli çıkışlı hayatını gözler önüne seren bu eser; Emile Zola'nın en bilinen ve en önemli başyapıtlarından biridir.

10-Apartman (1882):
Erkekler ve Kadınlar ismiyle de  çevirisi yapılmış.

11-Kadınların Cenneti (1883):

Emile Zola kitapları

Paris Yıldızı- Kadınların Mutluluğu-Paris Mutluluğu- Aşkların En Güzeli olarak da kitabın farklı isimleriyle basımları bulunuyor.
Bu kitap hakkında okuyanların çok güzel yorumlarıyla karşılaşınca bu eseri de okumaya karar verdim.
Üç kardeş babaları ölünce  Paris'e amcalarının yanına giderler. Amcaları ise küçük bir magaza işletmektedir. Karşısında Kadınların Cenneti adlı büyük ve çok iyi iş yapan rakip bir magaza vardır. Üç kardeşten en büyüğü Denise'i bu mağaza oldukça etkilemiştir bir tesadüf eseri  oradan iş teklifi alır. Amcası ve ailesi o mağaza hakkında olumsuz görüşlerini ifade ederek kızın orada çalışmasını engellemek isteseler de yine de son kararı ona bırakırlar...Denise bu büyük mağazada çalışmaya başlar.

Bir taraftan çalışma arkadaşlarının kötü muameleleri diğer taraftan kardeşlerine para göndermesi ve tabii kendi ihtiyaçları derken oldukça zorlanır Denise...Kadınların Cenneti adlı mağaza, müşterileri ve çalışanları etrafında dönen bir hikaye...

12-Yaşama Sevinci (1884):
Birleşen Ruhlar-Yaşama Zevki  olarak diğer iki farklı isimde de yayımlanmış.
Bu kitapla ilgili yorumlar güzel.

13-Germinal (Tohum Yeşerince -1885): 
Emile Zola kitapları
Emile Zola'nın en iyi ve en bilinen eseri olan Germinal'i yalnızca okumayı düşünüyordum.

Yazarın  bu kitabını okuyup bırakacaktım, ancak Rougon Macquart roman dizisini anlamak adına onun en iyi diğer kitaplarını da okumam gerektiğini hissettim. Anlacağınız Emile Zola bir kitabıyla beni bırakmadı. Germinal bu serinin 13. kitabıdır.

Madencilerin çalışma şartlarını, yoksulluğu, sefaleti  gözler önüne seren bir kitap. Maden ve madencilerin yaşamını konu alan bir kitap olarak dünya klasiklerinden Germinal  ilk akla gelen romanlardan sanırım.
İlk 1885'te  yayımlanmış.

Yazarın romanları arasında en sevilen eserlerinden biri olduğunu söylemem yanlış olmaz sanırım. Emile Zola kitapları okumak isteyenler için bir başlangıç olarak onun bu başyapıtını önerebilirim.

Ayrıca bu romanımızın başkahramanı olan Etienne Meyhane adlı kitapta küçük bir çocuktur ve  roman Etienne'nin annesi Jervez etrafında döner.  Germinal adlı eserde ise Etienne 20'li yaşlarında madencilerin yaşadığı bölgeye gelmesiyle orada yaşadıkları bize sunulur.  Zola'nın kitaplarını okudukça kafamda onun eserleri yavaş yavaş şekilleniyor.
Konusu:
Makinist olan Etienne şefini tokatladığından dolayı işinden kovulmuştur. Fransa'nın kuzeyinde kendine iş aramak için gelen ana karakter umduğu gibi  iş bulamaz. Madencilerin çalıştığı bu bölgede o da bir madenci olarak mecburen çalışmaya başlar.

 Madencilerin zorlu çalışma koşullarını, sefalet, açlıkla boğuşan hayatlarını yazar öyle gözler önüne seriyor ki gözünüzde canlandırmamak mümkün değil.

Maden işçileri bir taraftan zorlu çalışma koşullarıyla boğuşurken diğer taraftan ailelerin yoksulluğu, sefaleti en uç noktadadır. Ne kadar bu şartlar onları zorlasa da kanıksamışlardır bu yaşamı...Yaşamları boyunca  bu koşullara aşinadırlar. Bir önceki kuşak ondan öncekiler de bu işi yapmıştır. Bu zorlu yaşamdan ne sıyrılmak  ne bu yaşamı değiştirmek mümkün değildir onlar için.

Ancak dışarıdan gelen bir kişi bu durumu değiştirmek için adım atar. Bu sonradan gelen kişi bu koşulları değişirebilecek midir? Sizler gibi kitabı bitirdiğimde ben de bunu öğreneceğim....

14-Eser (1886)
15-Toprak (1887)
16-Hulya (1888)
Angelique'nin Hulyası olarak da eser basılmış.
17-Hayvanlaşan İnsan (1890)
Kitap dizisinin 17. eseri olan Hayvanlaşan İnsan  aynı zamanda Yaşam ve Ölüm Arasında olarak da çevirisi bulunuyor.
18 -Para (1891)
19- Yıkılış (1892)
20- Doktor Pascal (1893):
Serinin son kitabı.