Sayfa Başına Dön

Sigorta Sloganlari

sigorta slogan örnekleri
E-posta ile ya da iletişim sayfasından gelen sorulara cevabımı mümkün olduğunca bloğumda yer vermeye çalıştığımı daha önce değinmiştim. Bu yazımda onlardan biri olacak. Sigorta sloganları ile ilgili bir mesaj alınca bu yazımı hazırlamaya karar verdim. Aslında uzun zamandır  bloğumda ne yazsam diye düşünüyordum. Bazen ziyaretçilerden gelen sorular bana bu durumlarda yardımcı oluyor.

Slogan bulmak epey zor bir konu. İddialı  sloganlar olmasa bile bir  fikir, belki ilham verecek örnekler çıkaracağını umuyorum.

Örneklere geçmeden önce bir döneme damgasını vurmuş ve benim de aklımda kalmış  bir sigorta reklamından bahsetmeden geçemeyeceğim:
Reklamlarda küçük bir kız çocuğu diyordu ki; evinizi seviyorsunuz sigortalıyorsunuz, arabanızı seviyorsunuz sigortalıyorsunuz, peki beni sevmiyor musunuz? Bu sigorta reklamı o kadar  başarılıydı  ki yıllar geçse de hala çok net hatırlıyorum.

Şimdi düşünüyorum da konut, ferdi, araba..gibi tüm hepsini dile getiren, amacını çok iyi ifade eden, akılda kalıcı bunun gibi güzel bir slogan bulunur mu? Tabii bulunur mu bilinmez...Ben örneklerimi sunuyorum.

*Kendinize ve sevdiklerinize değer...
*Hayatta beklenmedik sürprizlere bir sigorta...
*Kendine Bir İyilik Yap...(Kendinize bir iyilik yapın)
*Gelecek Endişeniz Olmasın...
*Geleceğinize En İyi Yatırım...
*Hayata Güvenle Bak...
*Geleceğini düşünenler için...
*İlerisi için bir teminat...
*İleride ne olacağı bilinmez; ancak tedbir alınabilir...
*Sizin Desteğiniz  Bir Sigorta Olacak...
*Aksiliklere karşı bir teminat...
*Hazırlıklı Olmak İyidir...
*Hayat Böyle Daha Rahat...
*Geleceğinizi Garanti Altına Alın....
*Değer verdiğiniz şeyleri güvence altına almanın en iyi yolu...
*Zor zamanda kimse yanında olmaz derler...Doğru mudur bilinmez...Sen Kendini Güvenceye al...
sigorta acenta sloganları
*Sizin de Bir  Desteğiniz Olsun...
*Herkesin Desteğe İhtiyacı Olduğu Zamanlar Vardır...
*Zor zamanlarınızda yanınızda...
*Geleceğe bir teselli değil bir güvence...
*Sigorta güvenceniz...
*Daima Yanınızda...
*Yarınlara Güven...
*Hayatınızda her şeyin bittiği bir an olmasın... Şimdiden  yatırım yapın...
*Yaşamdaki Krizleri Yepyeni  Bir Başlangıca Dönüştürün...
*Çok zor günler yaşamamak için bugünden bir şeyler yap..
*Sigortayla İçiniz Hep Rahat...
*Hayatınızdaki Dengeyi Riskler Karşında Koruyun...
*TamYıkıldığınız Anlarda Sizi Dimdik Ayakta Tutan Sigortanız...
*Keşke Dememek için Şimdiden Yatırım Yap...
*Sigortası Olan Yaşadı...
*Yardım İstemek Zordur...Arkanı Sağlama Al...
*Beklenmedik Durumlar için İyi Yatırım...
*Umulmadık Durumlar için En İyi Çözüm...
*Geleceğe Güvenle Bak...
*Zor Günlerin Dostu...
*Aksiliklere karşı bir sigortanız olsun...
*Her ihtimale karşı bir önlem...
*Ne olur ne olmaz bir B planınız olsun...
*Geleceğinizi Koruyun...
*Daha rahat yaşamak için iyi bir tercih...
*Gelecek endişesine son...
*Geleceğinizi garantileyin...
*Riskli zamanlarda hayatınızı yoluna koymak daha kolay olabilir...
*Risklere karşı kendinizi ve sevdiklerinizi koruma altına alın...
*Karşınıza çıkan her riske önlem...
*Geleceğe Yatırım...
*Yatırımlarınız Gelecekte Size Destek Olacak...
*Arkanızdaki Gücünüz...
*İhtiyaç zamanlarında sizin sigortanız...
*Yarınlara Güvence...
*Değer verdiğiniz şeyleri sigortalayın...
*Bizimle Gerisini Düşünme...
*Sektörde Öncü...
*Gelecek Günlere Yatırım...
*Kendin için bugün bir şey yap...

Belki bu yazım da ilginizi çekebilir:
Slogan Örnekleri


Blog Yazmak İstiyorum Diyenler için Oneriler

blog yazmak istiyorum
Blog açmak isteyenlerden sorular geliyor bazen. O zaman söyleyecek o kadar çok şeyim oluyor ki pek tabii çoğunu da yazamadığımı fark ediyorum. Sonradan şundan da bahsetseydim keşke dediğim oluyor. E-postalara verdiğim cevapların  yeterli olmadığı  hissine kapılıyorum. Sonradan hatırladığım fikirler altın değerindeymiş gibi önem kazanıyor bir an gözümde.  Bazı şeyleri e-postayla ifade etmek nedense zor oluyor benim için. Bu nedenle Blog yazmak istiyorum diyenler için zihinlerindeki belirsizliği biraz olsun gidereceğini düşündüğüm fikirlerimi, deneyimlerimi, önerilerimi paylaştığım yol gösterici bir yazı yazmaya karar verdim.

1-Bloğunuz Hobiniz Olsun:
Blog açmak isteyenlere ilk önereceğim şey bunu hobi olarak görün, yapın. Böylece karşınıza çıkan olumsuzluklar karşısında yılmaz devam edersiniz. Kendinizi yalnız hissettiğinizde, ben ne yapıyorum dediğinizde, kopyaların öne geçtiğinde, kimse yazılarınızı okumadığını düşündüğünüzde pes etmezsiniz.

Bloğunuz boş bir sayfa; bloğunuza ne yazarsanız, izlediğiniz yol ne ise onun karşılığını alırsınız.Tabii izleyeceğiniz yol başlarda belirsiz olduğu için hobi olarak düşünmeniz size iyi gelecektir. Yazmaktan keyif alın; tecrübelerinizi, bilgilerinizi yazarak bir anı bırakın kendinize...Öğrendikçe ve yazdıkça profesyonelleşeceksiniz...

2- Zaman çok çabuk geçiyor. Blog açmak istiyorsanız beklemeyin hemen açın :
Bir yıl sonra yine bir şeyler yapmak isteyeceksiniz, iki yıl sonra fark yaratacak bir şeyler yapmak isteyeceksiniz.Üç yıl sonra bir bakmışsınız keşke blog açıp, ilgilenseydim diyeceksiniz...O yüzden hiçbir beklentiniz olmadan bloğunuzu açın. Yazın. İleride bloğunuzun ne kadar faydası olacağınızı bilemezsiniz.

Yıllar geçtikçe bloğunuzun yaşı ilerledikçe siteniz değerleniyor. İnsanlar kendi bilinirliğini artırmak için bloglara başvuruyorlar. Kitaplarını, ürünlerini tanıtmak için sitelere para veriyorlar...

 İleride işinizle ilgili bir girişim için elinizde bir bloğunuz olsun....Sosyal ağınız nasıl varsa kapatmayı düşünmüyorsanız bloğunuzda öyle hep var olsun...

İnternette bir sitenizin olması size referans olması açısından çok kapılar açabilir. Hobi olarak başladığınız bu işi profesyonel devam etmek istediğinizde donanımlı olacaksınız....Birçok insana ulaşmanın en iyi, uygun mecralardan biri.

3-İlk iki, üç ay kimsenin gelmediğini bilin:
Bundan dört sene önce bloğumu ilk açtığımda bloğuma herkes bir anda gelecek sanıyordum. Başlarda tedirginliğim biraz bu yüzdendi. Meğersem işler öyle yürümüyormuş. Her şeyin bir sırası varmış. Benim için aslında ziyaretçi gelmemesi çok iyiydi. Ben de bu zamanı öğrenmekle geçirmiştim.

Aslında Google'ın bloğunuzu kısa sürede fark etmesi, yazılarınızın sıralamada daha kısa sürede yer alması için bazı yapılması gerekenler varmış. Mesela yazılarınızı sosyal ağlarda paylaştığınızda bu zamanı kısaltmanız mümkün. Google Console ve Analytics 'de mülk olarak sitenizi  ekleyerek  Google'a tanıtabilirsiniz. Diğer bloggerlerin sayfalarında yorum yaparak kendi kitlenizi oluşturarak da daha kısa sürede bu amacınıza ulaşabilirsiniz.

Eğer çok acemi olduğunuzu düşünüyorsanız bir bilginiz yoksa o zaman bu yalnızlık ve ıssızlık dönemini kendiniz geliştirmek, öğrenmek için bir fırsat olarak değerlendirin. Bloğun teknik konularını öğrenmek ve içerik oluşturmak için kimsenin olmamasının iyi bir şey olduğunu düşünerek bloğunuzla ilgilenin.

Siz ziyaretçi gelmiyor diye bloğunuzu terk ettiğinizde, belli bir süre sonra Google  internette yazılarınıza yer verebilir...Sizin beklentinize biraz geç cevap veriyor. Yeni sitelerin Google tarafından fark edilmesi biraz zaman alıyor. O nedenle pes etmeyin ısrarla devam edin. Yazı yazdıkça görünür olmaya başlayacaksınız.

4-Ne Konuda Yazacaksınız?
Ne yazacağınız konusunda bir fikriniz yoksa bildiğiniz bir konuda yazmaya başlayın. Bir hobiniz var mı? Örgü, kendin yap, el işleri, çizim, yemek...gibi... Kitap okumayı çok seviyorsanız kitaplardan başlayın. Ya da kitap okuma alışkanlığı edinmek istiyorsunuz. Bloğa yazmak için kitap okumak sizi harekete geçirebilir. Bir de kitap hakkında yazdıklarınız yazma konusunda kendiniz geliştirmek için güzel bir yöntem olabilir. .

Film izleyen biriyseniz filmlerle ilgili bir blog olabilir. Ya da öğrenmek istediğiniz bir alanı belirleyip hep kendinizi geliştirirken hem de bu öğrendiklerinizi paylaşabilirsiniz. Kodlama öğrenmeye karar verdiniz bu konuda taze taze öğrendiklerinizi yazabilirsiniz.

Mesleğinizle ilgili bir blog çok daha güzel olabilir. Hem bildiklerinizi paylaşırsınız hem de kendinizi geliştirmek için bir vesile olur. İnsanların eksikliklerini görmesi açısından çok güzel bir yol aslında.

Ben bazı arkadaşlara neden işinizle ilgili bir blog açmıyorsunuz diyesim var. İnsanlar deneyimli tecrübeli kişilerden muhakkak yararlanmak istiyorlar.
Hangi konuda blog açmalıyım  başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz.

5-Para Kazanabilir miyim?
Para tabii kazanabilirsiniz. Bloğunuzu açtınız. Yazılarınızı yazdınız. Belli bir süre sonra Google Adsense'e başvuruyorsunuz. Siteniz onaydan geçtikten sonra reklamlar sitenizde görünüyor. Adsense tıklanma başına ve görüntülenmeye göre kuruş olarak başlarda kazandırıyor. Reklamları doğru yerleştirirseniz ve zamanla günlük kazandığınız bu kuruşlar tl'ye yükselebilir. Ziyaretçi sayınız ne kadar fazla olursa; yazdıklarınız, reklam verenlerin reklamlarıyla ne kadar alakalıysa...gibi birçok faktör kazançları etkiliyor.

Aslında para kazanmak için farklı alternatifler de bulunuyor. Dediğim gibi bloğunuzu hobi olarak görün. Para kazanmaya odaklanırsanız başlarda hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Ziyaretçi sayınız, hangi alanda içerik paylaştığınız, kaliteniz...gibi bir çok faktör etkiliyor kazançları..

6-Aileme, çevreme bloğumdan bahsetmeli miyim?
Bence blog açarken sorulması gereken önemli sorulardan biri. Ailemin, çevremin benim bir bloğum olduğundan haberleri yok. Blog açmayı düşündüğüm zaman biraz bahsetmişti onlara.

Kamuoyu yoklaması yapmıştım yani. Aslında çok destekleyici yaklaşmışlardır. Ancak bloğumu saklamamın benim motivasyonum açısından daha iyi olacağına karar vermiştim. Şimdi rahat rahat yazıyorum. Bilseler bloğumdan çıkmazlar sanırım...

Bazı blogger arkadaşların keşke çevreme söylemeseydim diye yakındıklarını yazılarında okuduğumda doğru karar verdiğimi daha iyi anlıyorum. Kişisel blog olarak yazanlar bazı şeylerden bahsedemediklerinden söz ettiklerini görüyorum.

Bazı bloggerlar ise yaşadıkları sorunları bloğa taşıdıklarında, bahsettikleri kişiye cevap hakkı doğuyor ve bu cevap hakkını kullandıklarını gördüğümde düşüncelerimin çok isabetli olduğunu anlıyorum. Gerçi şikayetvari bir yazı yazmıyorum ben ama...

Yakın çevrenizin hatta sizi tanıyanların bloğunuzu bilip bilmemesinin size avantaj mı dezavantaj mı olacağını sorgulayın.
blog açmalş istiyorum

7-Blog Sahibi Olarak Hep Araştırın, Daima Araştırın:
İşler istediğiniz gibi gitmese de bloğunuzla ilgilenmeyi bırakmayın. Eğer ne yapacağınızı bilmiyorsanız araştırın. Tıkandığınızda araştırın. Yanlış giden şeyler olduğunda araştırın. Kafanız karıştığında araştırın. Muhakkak sizin sorunlarınızı yaşayan ve çözümü paylaşan birileri daha önce olmuştur internette....

8-Biriyle konuşuyor, sohbet ediyormuş gibi yazmak:
Bu konuya özellikle değinmek istiyorum. Blog açmak konusunda teşvik edici yazılar yazıyoruz. Ancak sizin ne yazacağınıza ve nasıl yazacağınıza biz karar veremeyiz.

Televizyonda ünlülerin ideal kişiler olmasını istiyoruz. Okuduğumuz kitapların doğru mesajlar vermesini... İnternette de bu böyle. Normal insanlar olarak bir bloğumuz olsa da yazdıklarımız kimseyi rahatsız etmeyecek, doğru mesajlar vermesi gerekiyor. O nedenle üslubumuz, yazdıklarımız, ne yazdığımız tüm insanlığı olumlu etkileyecek şeyler olmalı. Hepimiz normal hayatta birçok kusurumuz, hatalarımız var. Ancak kitaplarda, ünlülerden hatta sosyal ağlardaki paylaşımlarda bile ideal, doğru olanı görmek isteriz. Bu blog için de geçerli...

Bir konuda uzman değilsek kitap dili, bilimsel bir dil kullanmaktan kaçınmalıyız. Bir arkadaşınızla konuşuyormuş gibi sohbet ediyormuş gibi yazmanız kendi tecrübelerinizden bahsetmeniz daha samimi olur.
blog açmak isteyenlere öneriler

9-Seo Önemli (Arama Motoru Optimizasyonu):
Google sıralamasında yazınızın yer almasın istiyorsanız Seo çalışması yapmalısınız. (Ben arama motoru olarak hep Google'dan bahsetsem de tabii tüm arama motorları için geçerli anlattıklarım...)

Ben terimlere çok takılan birisi değilim, hiç de olmadım. Bundan dört yıl önce Seo kelimesi pek çok kez karşıma çıksa da hiç araştırma gereği duymamıştım. Uzmanların ilgilendiği ulvi ve uygulaması zor bilgiler bütünü olarak diye düşünmüş, bu konuyu bir kenara koymuştum.

 Ben daha çok bloğumu geliştirmeye ve yazılarımla ilgilenmeye odaklanmıştım. Önce hedef kitlemi belirlemiştim; organik ziyaretçilerin yazılarıma ulaşması ilk amacımdı. Bunun için yazılarımın Google sıralamasında yer alması gerektiğini biliyordum. Anahtar kelimeler, etiketler...gibi konulara önem verdim.  Bloğumun hızı için resimleri optimize ettim. Özellikler kısmını boş bırakmadım. Kısaca bloğum için düzenlemeler, iyileştirmeler yoluna gittim hep. Sonra öğrendim ki bu yaptıklarımın adı Seo'ymuş.  Bu kaçındığım konuyu bir gün araştırdığımda gerçeği fark etmiştim. Zaten isimler konusunda bir problemim olduğunu hep düşünürüm.

Bazı arkadaşların yazılarında Seo kötü bir şeymiş gibi bahsettiklerine rastlıyorum. Ve çok şaşırıyorum. Acaba onlar Seo'yu  ne olarak görüyorlar çok merak ediyorum.

Seo neden önemli?
Bir yazı yazdınız ve hedef kitleye ulaşmak istiyorsanız Seo çalışması gerekiyor. Seo derken neyi kastediyorum? Bir mektup yazdık. Ptt verdik. Adres yok. Kime gideceği yazmıyor. Adresi, göndereceğimiz kişi olmadan mı postaya veriyoruz mektubu. Hayır.

Mektubunuzu özenle yazdınız. Zarfa adresini, kime gittiğini yazdınız. Neden? Bir mektup yazarken gideceği kişiye ulaşması için bu bilgileri yazıyoruz da Google gibi arama motorlarında yazınızı okumak isteyen kitleye ulaşması için adresi yazımızda niye belirtmeliyim ki? Yazınız Google'nın sonsuz alanında bir yerlerde görünüyor ama acaba nerede?

Bir insan sizin yazınızı okuyup..hımmmm ana fikri bu. O zaman şu şekilde arama yapanlara bu yazı ulaşsın diye bir kategoriye ayırmıyor. Botlar yazı içerindeki anahtar kelimelere, etiketlere göre yazıları sıralıyor, kullanıcıların aradığı cümlelerle eşleştirmeye çalışıyor.

Gerçi yapay zeka gün geçtikçe bayağı gelişiyor belki çok yakın bir zamanda bu anahtar kelimeye bile gerek duymadan direkt yazınızın ne olduğunu anlayan botlar olacak. Tabii o zaman gelene kadar biz şimdi öğrendiklerimizi en iyi şekilde uygulayalım.
blog açmak isteyenlere öneriler
Anahtar Kelime Kullanımı:
Anahtar kelime Seo açısından önemli. Google sıralamasında yazınızın görünmesini istiyorsanız ilk önce yapmanız gereken şey yazdığınız yazıdaki anahtar kelimeyi belirlemek ve kullanıcıların aradığı anahtar kelimelere bunu uyarlamak.

Google botları çok gelişmiş durumda ve hala geliştirilmekte. Anahtar kelimeleri aynı kalıpta kullanmaya bile gerek yok. Bir yazımda anahtar kelime doldurduğum yönünde haklı bir tespitle karşılaştığımda çok anlam verememiştim. Çünkü 2000 kelimelik bir yazıda 5, 6 anahtar kelimenin lafı mı  olur diye düşünmüştüm.

Bazı yazılarımın başı okunmayacağını, ziyaretçilerin direkt örneklere yöneleceğini düşündüğümden yazımın başına pek özen göstermediğim de olmuştur. Bunu ben bilsem de ziyaretçilerin davranışlarını tahmin etsem de maalesef yazınızın kalitesine yine de dikkat etmeniz gerekiyor.

Anahtar Kelimeyi Cümle içinde Akıcı, Doğal Şekilde Kullanmak:
Google'ın bu konudaki bir yazısını okumuştum. Çok güzel ifade etmişler, hep hatırlarım. Anahtar kelimeleri cümle içinde akıcı bir şekilde kullanılmasından bahsediyordu. Anahtar kelimeyi direkt vermekten ziyade cümle içinde kimseyi rahatsız etmeyecek, göze batmayacak şekilde ifade edin, diye belirtiyordu. 

Anahtar Kelime Tekrarından Kaçınmalıyız:
Blog yazmak, blog açmak gibi anahtar kelimelerimizi belirledik diyelim . Bu iki anahtar kelimeyi cümle içinde kullanmaya çalışalım. Blog açmak ve yazmak çok kolay aslında. Dediğimizde 'blog' kelimesi tekrarından kurtulmuş, ayrıca anahtar kelimeleri cümle içinde doğal, akıcı şekilde yerleştirmiş oluyoruz. 

Peki ziyaretçiler hangi anahtar kelime kullanarak arama yaptığını nasıl öğrenebiliriz? Bunun için anahtar kelime araçları var. Bu konuda araştırma yaparsanız birçok tavsiyeyle karşılaşacaksınız.

Yazı Başlıkları:
Bloğunuzda yazı başlıklarını Günlük1, Günlük2, Günlük3 şeklinde aynı kelimelerle kullanmamanızı öneririm. Bir bloğa uğradığınızda birçok yazı aynı başlıklar şeklinde verilmiş olsa siz o başlığı tıklar, okur muydunuz? Başlıklar aynı olduğunda içerik de aynıymış izlenimi verecektir.

Okulda  kompozisyon yazarken yazı içeriğini anlatan bir başlık nasıl kullanıyorsak blog yazıları içinde bu geçerli aslında. Başlıklarınız hem yazı içeriğini kapsasın hem de anahtar kelimeyi içersin.

Yazıda ne anlatıldığını başlıkta görmek o yazıyı okumaya iten en önemli faktörlerden biri. Blog Yazısı1, Blog Yazısı2 şeklinde blog hakkında yazdıklarıma aynı başlığı koysaydım birincisini okurdunuz muhtemel, diğerlerine bakacağınızı hiç sanmıyorum. Yazılarınızda farklı başlıklar koymanızı tavsiye ederim.

Yazı içeriğinizi en iyi ifade eden  ve anahtar kelimeyi içinde bulunduran başlıklar tercih edin. 

Bazen yazı başlıklarını abartanlar da  oluyor. Travmatik ve insanları rahatsız eden kelimeler kullanıyorlar. Ben böyle başlıkları tıklamıyorum. Artık ilgi çekici başlıklar değil aradıkları, ilgilendikleri konuları içeren başlıklar insanların dikkatini çekiyor. 10-20 yıl önce pazarlama taktikleri artık geçerli değil. Bu gibi taktikler artık basit ve alelade geliyor. Bu benim izlenimlerim.

Tabii farklı ve kaliteli bir başlık bulabilirseniz çok iyi olur. Buna bir sözüm yok.
blog yazmak isteyenlere öneriler

Yazımın sonuna gelirken şunu belirtmeden geçemeyeceğim; bloğun içeriği, hızı, tema ile ilgili pek çok şey dolaylı ya da doğrudan Seo konusuna giriyor.  Seo açısından söylenecek pek çok şey var. Ben anahtar kelime ve yazı başlıklarından bahsettim sadece bir başlangıç olması nedeniyle... Dediğim gibi dolaylı ya da doğrudan pek çok şey seo ile ilgilidir. Temanızın hızından, tasarıma kadar  uzar gider...

Blog açacaklara  tavsiyelerimi sundum. İşin içine girdikçe blog hakkında daha çok şey öğreneceksiniz aslında. Bu ilk adım en zor kısım. Blog yazmak istiyorsanız ertelemeyin bir başlangıç yapın, derim.

Blog Açacaklara Tavsiyeler adlı yazımı iki yıl önce yazmıştım.  Bana gelen sorulardan bu yazımın devamı niteliğinde ve daha geniş olarak ele aldığım bir yazı yazmam gerekliliğini hissettirdi.

Motivasyon

Bir işi yapmak için o işi yapma isteğinin önce gelmesini bekliyoruz. O duygunun bizi harekete geçirmesini istiyoruz. O duygu gelmiyor bir türlü. Motivasyon bize gelmiyorsa biz o zaman motivasyonu çağıralım diyorum. Ne dersiniz? Üç kere beter böcek, beter böcek, beter böcek gibi... motivasyon motivasyon motivasyon diye sesleniyoruz. Belki sesimizi duyar gelir...

1-Motivasyon Kendiliğinden Oluşan Bir Duygu Değil: 
Geçmişe geri dönelim. Motivasyonunuz yüksek olduğu bir anınızı düşünün:
Vardır eminim böyle bir hatıranız...Biraz zorladığınızda eminim anımsayacaksınız. O yüksek not aldığınız ders var ya...Ne motivasyonla çalışmıştınız...
Bir kitap kurdu oldunuz zamanı düşünün. Ne şevkle kitapları okudunuz. Sizin motivasyonunuzu o zamanlar ne sağlıyordu? Hangi düşünce, olay, hedefler....Düşünün...Sizi tetikleyen bir şeyler olmuştur muhakkak.

Okuduğunuz bir kitap, idealist bir insan, çevrenizdeki imrendiğiniz kişilerin başarıları, ulaşmak istediğiniz bir hedef....Şu an motivasyonunuz yok. Çünkü sizi harekete geçiren o duyguyu bekliyorsunuz. O duyguyu beklemek yerine o duyguyu harekete geçirebiliriz aslında. Nasıl mı?

2-İlham Veren, sizi harekete geçiren bir hikaye, kitap, söz bulun. Ve onu hergün okuyun.
Benim çok hoşuma giden bir söz vardı. Televizyonda bir kişisel gelişim uzmanı söylemişti: Ben bir şey yaparsam hayatım değişir. Bu cümle aklımda kalmış. Bu cümleyi ne zaman hatırlasam harekete geçme isteği duyuyorum. Bir de özlü sözüm var. Vazgeçersen kaybedersin.

Ders çalışırken kendi kendimize belirlediğimiz cümleleri sık sık olmasa da ara sıra kendimize hatırlatmakta yarar var.

3-Değişmeyen Tek Şey Değişim:
Ortaokulda fizik dersinde öğrenmiştim sanırım. Hareket eden her cisim sonsuz devam eder diye bir bilgi kalmıştı aklımda. Cismi durduran şey önüne çıkan engellerdir. Bunun gibi aslında insanlar da sürekli değişim ve gelişim içindeler. Onları durduran şey içsel ya da dışsal engeller oluyor. Önünüzdeki engelleri fark edip bunları çözümleyerek, zihnimizde ve ruhumuzdaki yükleri kaldırmamız gerekiyor.

Neden o kitabı okumuyoruz? Neden ders çalışma isteğimiz yok? İçsel, yıkıcı duygu ve düşüncelerimiz var mı? Dışarıdan çok mu olumsuz geri bildirimler aldık. Bunun farkına varıp değiştirerek bir adım atabiliriz.

Bu yazılarım da belki ilginizi çekebilir:
Zaman Yönetimi 
Kişisel Ataleti Yenmek


Youtube Kanal Resmi (PhotoScape Programi ile Yapma)

Photoscape ile kanal resmi yapma
Youtube bayağı bir  yenilikler yaparken ben de şu hep değiştirmek istediğim kanal resmimi değiştireyim, dedim. Bloğumun logosunu nasıl yaptığımı daha önce paylaşmıştım. Şimdi Youtube kanal resmi nasıl yaptığımdan bahsedeceğim. Aslında bloğumun logosunu yaparken izlediğim yolu burada da uyguladım. Kanal resmi yapımı çok kolay. Sadece nasıl bir resim kullanacağınız ve tasarımı sizin hayal gücünüze kalmış.

Ben sade bir  kanal resmi hazırlamayı planladım. Youtube'da kanal resimlerini incelediğimde sade, net  ve öz olan tasarımların çok daha şık ve kaliteli durduğunu fark ettim. Size tavsiyem çok fazla şey eklemeyin. Eğer benim  kitaplarla ilgili bir kanalım olsaydı kitap resmi, makyaj kanalı olsaydı makyajı belirten, teknoloji olsaydı teknoloji ile ilgili  küçük sevimli resimler eklerdim.

 Ya da ben bizzat kendim kanalımda yer alsaydım kendi profil resmi de kullanabilirdim. Ben henüz kanalımın ne ile ilgili olduğu yönünde bir şey belirlemediğim için  sadece kanal ismini belirttiğim bir resim oldu benimkisi. Tabii sade olsa da renk ya da yazı stili biraz dikkat çekici olabilir.
Şimdilik benim kanalımın resmi bu oluyor:
yotube kanal resmi nasıl yapılır

1-Youtube Kanal Resmi boyutu kaç?
2560*1440
Kanalımı ilk açtığımda resim boyutlarını araştırmak hiç aklıma gelmemişti. Deneme yanılma yoluyla resimleri uygun hale getirmeye çalışıyordum sanırım. Bir gün Twitter profilini değiştirmek isterken bir standart boyut vardır herhalde diyerek araştırdığımda gerçekten varmış.

Youtube resim boyutunu bilmeniz çok önemli. Hiç uğraşmadan direkt ayarladığınızda işiniz kolaylaşıyor. (Aslında sonradan baktığımda en uygun boyutu resim yüklerken Youtube zaten belirtmiş. Demek ben ya dikkat etmemişim ya da hatırlamıyorum.)

Sadece resimde yazılar, logo ayarlama işi biraz zaman alıyor. Onun için resmi yaptım bitti deyip PhotoScape programı kapatmayın. Çünkü en uygun yerleşimi biraz denemeyle buluyoruz. Ayrıca bazen arka plan resim çok güzel gelirken kanala yüklediğimizde o kadar güzel durmayabiliyor. O nedenle sadece bulduğunuz arka planı yükleyin önce nasıl görünüyor diye bakın. Beğendiğinizde üzerine logo, yazı, resim eklemeye başlayın.

2-PhotoScape:
Bu programı daha önce bilgisayarıma indirmiştim.
*Ben PhotoScape de resmin boyutu ayarlıyorum:  2560*1440
*Resmimi yine PhotoScape'de tasarlıyorum.

3-Resim arka planı:
Pixabay.com'dan Arka plan diye arama yaparak beğendiğim bir resmi indirdim. 
Resim arka planı nasıl olmalı? İster sade ister renkli seçin. Bu sizin seçiminize bağlı. Yukarıda göz alıcı bir renk seçtim mesela, uyumlu bir logo ekledim. O kadar.

 Diyelim benim bir çizim kanalım var ve bunun için kanal resmi yapalım:
Kendi kanalım için yukarıdaki tahta arka plan indirmiştim. Bu kez sade olmasını istediğim için arka plan beyaz seçtim. Eğer soyut, desenli, değişik arka plan isterseniz Pixabay'dan indirebilirsniz. Ben bu kez arka plan kullanmayacağım için buradan bir şey indirmedim. Direkt Photoscape'in arka planını kullanıyorum.

4-Slogan: Hayallerimi Çiziyorum
Bir tane de slogan iyi olabilir: İyi bir sloganınız varsa kullanın. Slogan gerek bloğa gerek kanala canlı olduğunu hissettiren  bir hava veriyor.... Bu kanalımızın sloganı Hayallerimi Çiziyorum olsun...
Genelde kanala hangi gün video yüklendiği yazılıyor. Bu çok daha iyi olur.  Sizi en iyi ifade eden ya da hayat felsefesini tanımlayan bir cümle de ekleyebilirsiniz.

5-Youtube Kanal İsmimiz: Çizimaj
Çizimle ilgili  kanalımızın ismi Çizimaj olsun. Şimdi bununla ilgili resim yapmak için izleyebileceğiniz yol. 

Arka planı beyaz yaptım. İsterseniz başka bir renk kullanabilirsiniz... Resim boyutu yanlara doğru daha uzun aslında. Bloğumda fazla yer kaplamaması için küçülttüm ve kısalttım. 

kanal resmi

Youtube kanal resmi örneği
İlk tasarım içime sinmediği için bir tane daha yaptım.

PhotoScape'la şunları yaptım aşağıdaki resimlerde görüldüğü üzere;
Nesne bölümünde ilk okla gösterdiğim yerden istediğiniz resmi yüklüyoruz. 
T 'den de yazı kısmını oluşturdum.
Yeniden boyut kısmını  2560*1440 olarak ayarladım. Bu kadar.
youtube resim yapma

nasıl kanal resmi yapılır

Resimleri daha farklı ve kaliteli seçer, yazı stilini en uygununu bulup PhotoScape'a yüklerseniz çok daha profesyonel bir kanal resmi yapabilirsiniz.
Umarım bu yazdıklarım çok karmaşık olmamıştır.

Jane Austen Kitaplarına Yolculuk

Jane Austen eserleri
Jane Austen kitapları okuduğum bir dönem  ona benzer romanları bulmaya çalışıyordum. Tabii popüler olup olmaması benim için önemli değildi. Jane Austen etkisine kapılan yazarların tıpkı onun tarzında yazmaları ve eserlerindeki atmosferi kitaplarında yer vermeleri okumam için bir nedendi. Ve maalesef günümüzdeki bu tarz kitaplarda bazı şeyler hayal kırıklığına uğramama neden oldu..

Bu arayışım zamane kitaplarından onun dönemindeki yazarlara kaydı. Böylece  Jane Austen ile başlayan yolculuğum Bronte kardeşlerle devam etti. Charles Dickens'in diğer kitaplarına yöneldim. Elizabeth Gaskell, Wilki Collins keşfetmemle  İngiliz Viktorya Dönemi yazarlarını ve o dönemin eserlerini okumayı sevdiğimi anladım...İngiliz Viktorya dönemi yazarlarının kitapları bir başka oluyor. Başka bir dünya gibi geliyor.

Viktorya döneminde bundan yaklaşık 200 yıl önce kadınların yazar olmasının hoş karşılanmadığı bir devirde yazar, ismini gizlese de kadın olduğunu belli eden A Lady  mahlasını kullanmış. Böyle bir imza kullanması onun biraz asi biraz muzip bir kişiliği olduğunu gösteriyor bence. Gerçi kitaplarındaki kadın karakterlere ve hayatına baktığımızda da bunu görebiliyoruz.

Yalnızca onun kitapları değil, onun  hayatı da bir o kadar  beni  etkilemiştir.  Yazarın bir fenomen olduğunu söylemek yanlış olmaz. Yüzyıllardır aynı tazelikte popüleritesini korumakta tıpkı eserlerinde olduğu gibi.

1- Akıl ve Tutku (1811):
İlk olarak Aşk ve Gurur isimli eserini okumuştum yazarın. Akıl ve Tutku'yu okurken yine  Aşk ve Gurur'daki gibi  bir şeyler olacak beklentisiyle okumam sanırım hayal kırıklığı yaşamamda en büyük büyük  etken. Mekan, yaşam tarzı, ilişkiler...evet benzerdi ancak karakterler umduğum gibi olmadı..Bu kitabı beklentisiz şekilde okumanız daha iyi olur yoksa benim gibi alakasız iki kişinin kavuşmasını bekler durursunuz...

Açıkçası kafamda kendimce  ana karakterleri belirleyince roman farklı bir seyirde giderken akışa kürek çekmişim. Bazen bu gibi durumlara düştüğüm oluyor... Doğal olarak kitap beni pek tatmin etmedi. Her bir kitabı farklı bir eser olduğunu hatırlayıp okumak en iyisi sanırım.

Kitabın merkezinde iki kız kardeş var. Biri akıllı, ciddi; diğeri duygularıyla hareket eden daha heyecanlı bir yapıya sahip. Bu iki kız kardeş  evlenmeyi düşündükleri erkekler tarafından yarı yolda bırakılır. Akıllı ve mantıklı hareket eden Elinor bunu ailesinden saklar. Duygularıyla hareket eden diğer kardeş ise üzüntüsünü açıkça ve günlerce yaşar. İki kız kardeşin yaşadıklarını aslında okuyoruz.

Belirgin, heyecanlı olaylardan ziyade kitap monoton ilerlemesi biraz sizi rahatsız edebilir. Romanı bir şeyler olacak umuduyla okumam sanırım okuma şevkimin en önemli nedeniydi. Gerçekten durağan ilerleyen kitap sanki hep bir şeyler olacakmış gibi izlenim veriyordu yoksa ben mi öyle algıladım. Emin değilim. Kitabı okuyalı çok zaman olduğu için bende bıraktığı izlenimleri hatırladığım kadar yazmaya çalıştım.
akıl ve tutku kitap

2-Aşk ve Gurur (1813) :
Aynı zamanda Gurur ve Önyargı ismiyle de basımı bulunuyor kitabın. Jane Austen'in en bilinen, en çok ses getirmiş, kült olmuş eseri. Eski yapım olan uyarlanmış filmini izlemiştim çocukluğumda. Kitabı çok sonra okuyanlardanım. Asi kızımız Elizabeth ve  kibirli, karizmatik  Darc'i...Onların aşkı bir efsane olmuş diyebiliriz. Kitabın unutulmaz iki karakteri...Özellikle Darc'i fenomen karakterlerden biri.

Biraz kitabın konusuna da değinmem gerekirse;
 Beş kızı olan Bayan Bennet bir anne olarak tek amacı vardır: Kızlarını soylu ve zengin biriyle evlendirmek. Yeni taşınan komşuları bekar ve genç birisi olduğunu öğrenince kızları için iyi bir kısmet olduğunu düşünür. Bu fırsatı kaçırmak istemediği için  komşularıyla tanışması için eşine ısrar eder. Bu meseleler çok umurunda olmamasına rağmen esprili konuşmalarıyla dikkat çeken oldukça eğlenceli  Bay Bennet ne kadar istekli olmasa da tabii yine de eşinin isteğini yerine getirir.

Genç komşuları Bay Bingley'den çok farklı olan arkadaşı Bay Darc'i bir süreliğine kalmak için gelmiştir. Oldukça kendini beğenmiş biridir. Ve herkesi tavırlarıyla da oldukça etkilemiştir tabii olumsuz anlamda...Asi kızımız ve  kendini beğenmiş gencimizin birbiriyle zıtlaşmalarıyla başlayan sonra aşka dönüşen bir hikayesiyle karşı karşıyayız...
Aşk ve Gurur kitap


3-Manfield Park (Umut Parkı) (1814):
Üç kız kardeşten ortancası zengin bir evlilik yapmıştır. Diğerleri onun kadar şanslı değildir. Kardeşlerden en küçüğü en talihsizidir. Geliri fazla olmayan biriyle evlendiği için yoksul bir yaşam sürdürür. Dokuzuncu çocuğunu dünyaya getirmeye hazırlanırken ablasına bir mektup yazar, oğlu için uygun bir iş olup olmadığını sorar.

Bu mektupla kızkardeşinin durumuna üzülen Leydi ailesiyle uzun bir konuşmanın ardından  büyük kızlarının bakımını üstlenebileceklerini bildirir. Böylece sessiz, ürkek dokuz yaşındaki Fanny'i fakir ama sevgi dolu evinden Manfield Park malikanesine getirilir. Dört kuzeniyle aynı evde yaşar. Fanny zamanla  bu ürkekliğini atsa da sessiz, sakin kendi halinde bir kızdır. Kuzeni Edmund'a karşı derin duygular besler. Böylece  bu malikanenin etrafında gelişen olaylara tanık oluyoruz.
Mansfield Park kitap

4-Emma (1815):
Jane Austen'in en sevdiği romanım dediği Emma'yı okuyorum şu an. Aşk ve Gurur kitabından sonra öne çıkan diğer bir eseri. Daha önce dört bölümlük uyarlanmış mini diziyi izlemiştim televizyonda. Oldukça da beğenmiştim. Dizi başarılı şekilde uyarlanmış.

Ana karakterimiz Emma güzel, akıllı ve zengin bir genç kızdır. Rahat ve tasasız bir hayatı vardır. Biraz şımarık, kendi başına buyruk olması gibi ufak bir kusuru vardır. Onun hatalarını yüzüne vuran tek bir kişi vardır. Bay Knightley'dir. İki karakterin çatışmasıyla bazen karşı karşıya kalıyoruz...

Önce ablası sonra çok sevdiği mürebbiyesi evlenerek ayrılmasıyla kocaman evde babasıyla yalnız kalır. Bu yalnızlığı derinden duyumsayan Emma bir boşlukta hisseder kendini; ancak kısa bir süre sonra yakın civarda yatılı okulun müdiresi ve orada kalan kimsesiz genç bir kız misafirliğe gelir. Emma artık yeni bir arkadaş edinmiştir. 

Çöpçatanlık konusunda başarılı olduğunu zanneden baş karakterimiz yeni arkadaşı için çalışmalara başlar. Onun için en iyi ve en uygun eş adayını belirler. Onun için eğlenceli olan çöpçatanlıkta gerçekten başarılı mıdır bunu kitabı okudukça anlıyoruz.

Romanın başlangıcı böyle olsa da daha ilerleyen sayfalarda farklı karakterler dahil oluyor.

Emma yazarın ölmeden önce yayımlandığı son romanı. Buraya kadar bahsettiğim dört roman o hayattayken yayımlanmış.
Emma romanı

5-Northanger Manastırı (1817)
Jane Austen'in ölümünden sonra yayımlanmış romanı. Gotik kurgu tarzında bir kitap. Amerika yapımı olan 2007 yılında yayımlanmış filmi izlemiştim. Kitabını da sonunda okudum.

Catherine 17 yaşlarında Gotik tarzı kitapları okumayı seven bir genç kızdır. Akrabalarında bir süre kalmak için Bath'e gider. Oranın hareketli yaşamına çok çabuk adapte olur. Her akşam düzenlenen balo, tiyatro gibi aktivitelere katılır. Orada tanıştığı arkadaşları olur. Bazıları kendi çıkarları için ince hesaplar yapan,  bazıları ise sevdiği kişiler olacaktır.
Northanger Manastırı romanı

6-İkna (1817)
İnanç  ve  Aşk; Her şeye Rağmen isimleriyle de Türkçe'ye çevrilmiş  bir kitap.
Yazarın ölümünden sonra yayımlanmış diğer bir romanı. Bu kitabı daha önce okumuştum. Hatırlamak adına tekrar okumam gerekti.

Anna Elliot 27 yaşında hiç evlenmemiş. Babasıyla yaşar. Babasının borçlarının artmasıyla maddi sıkıntı çekerler. Yakın dostlarına akıl danışırlar. En uygunu malikanelerini kiraya vermek  ve Bath'e taşınmak olduğuna karar kılınır.

 Ve Bath'i yerleştiklerinde mazide kalmış geçmiş yeniden karşılarına çıkar.  Anne 19 yaşındayken  genç ve yakışıklı yüzbaşı Wentwort'la nişanlanmış. Ailesi bu evlilikte bir gelecek olmadığını ikna ederek Anna'yı bu evlilikten vazgeçirmişlerdi.

 Sekil yıl sonra yüzbaşı servet sahibi ve rütbesi yükselmiş olarak geri dönmüştür...Yarım kalmış bir aşk sekiz yıl sonra kaldığı yerden devam edecek midir, o zamanlar çevresine kulak veren Anna bu kez nasıl bir yol izleyecek? Yüzbaşı Anna'ı affedecek mi?  Karşılarına çıkan bu ikinci şansı her iki taraf nasıl değerlendirecek?
İkna Jane Austen kitap

AYRICA:
Leydi Susan (1871):
Mektup şeklinde yazılmış kısa bir roman. Henüz okumadım kitabı. Açıkçası konusunu ve esprili olduğunu öğrenince okumak istediğim eserlerden biri.
Jane Austen kitapları

Jane Austen'in Yarım Kalan İki Romanı Varmış:
*The Watsons (1871) 
*Sanditons (1925)

Gençlik Eserleri: 
Bu kitap on bir yaşından on yedi yaşına kadar yazarın yayımlamayı düşünmediği, defterinde yazdıkları kitap haline getirilmiş.

Jane Austen hayranlarının ya da eserleri dünya klasiği olmuş bir yazarın yazarlığa adım atarken çocukluğunda yazdıkları nasılmış diye merak edenlerin ilgisini çekebilecek bir kitap olduğunu düşünüyorum. Bu yazarı tanımıyorsanız sizin için bir şey ifade eder mi? Emin değilim.

 Ben bir yazarın kitabını beğendiysem ne olursa yazdıklarının hepsini okurum diyenlerden değilim. Ancak bu kitabı incelemek amacıyla okumayı isterdim.

Aşk ve Arkadaşlık:
Aşk ve Arkadaşlık isimli kitabı araştırdığımda Gençlik Eserleri 'nde de yer aldığını öğrendim.

Hayata Geç Kalma:
Jane Austen'nin  eserlerinden alıntılar derlenerek  kitap haline getirilmiş. Alıntılarla pek aram yoktur. Kitabı okurken kendimi olaylara öyle kaptırırım ki şu cümle çok güzelmiş hemen bir not alayım diyenlerden değilim, hiç de olmadım maalesef...Alıntıları okumak gibi bir alışkanlığımda yoktur...Ancak kitap severlerin bir çoğu benim gibi değil sanırım. Onlar için ilgi çekici bir kitap olabilir.



Fikir Nasil Bulunur?

fikir bulma tekniği
Fikir nasıl bulunur? sorusu gerek biz blog sahipleri için olsun, gerek reklam dünyası için olsun gerek girişimciler için olsun en önemli konulardan biri. Tabii sadece bu saydığım alanlar için değil pek çok meslekler için de mühim bir mesele.


Yakın zamanda araştırdığım ve  öğrenmek isteğim konulardan biri özellikle Edison'un notlarını nasıl tuttuğudur. Ki bu konuda en başarılı isimlerden biri. Belki de en iyisi. Geriye 2000'den fazla defter bıraktığı ve birçok patent aldığı icatlarını düşünüce  ister istemez onun bu konuda çalışmalarını da merak ediyor insan.

Günde 5 Fikir:
Aldığı patentler Edison'un fikir üretme konusunda başarısını çok net gösteriyor. Edison'un bu konuda yol gösterici bir önerisi de bulunuyor. Çok hoşuma gittiği için hemen uygulamaya karar verdim. ''Her gün 5 fikir üretin.'' Bu yılda yüzlerce fikir eder. İçinden bir tanesi işe yarasa  bile bu size yeter, diyor. Tabii Edison bunu mucitler için söylese de bizler her alana uyarlayabiliriz.

Bu öneri aklıma çok yattığı için Evernote'ta bir kategori açtım. Günde 5 Fikir başlığıyla...Ve her gün aklıma gelen fikirleri not ediyorum. Ya da bunu daha sürdürebilirliği olsun diye bir çizelge oluşturdum. Her şeyi aynı anda bütün olarak görmek planımı uygulamam için yararlı olduğu için bu çizelgenin bir sütununa  Bloğum için Fikirler başlığı ekledim, altına  en az bir tane olsa da  bir fikir ekliyorum.

Bloğumda yazıp yazmamın önemi olmadan bu fikirleri ekliyorum. Bu çalışmanın şöyle bir avantajı var. Aklınıza fikir gelmesi için  egzersiz yapıyorsunuz.  Ve bir gün aklınıza gelen bir fikri yazmaya değer bulduğunuzda harekete geçiyorsunuz.

Bu sadece blogla ilgili değil, öğrenmek  istediğiniz konular için de uygulayabilirsiniz. Henüz çok yeni uyguladığım bir yöntem olduğunu da söylemek istiyorum. Dediğim gibi  fikirleri uygulamayı düşünmesem bile muhakkak not ediyorum. Bir gün o fikri değerlendirmek amacıyla da tutuyorum.

Aslında isterse  değerlendirmeyelim; bu çalışma, fikir bulma konusunda zihninizi eğitecektir. Nasıl mı? Bu yöntemin bir  faydası  da şu; bugün fikir olarak ne yazsam sorusunu sormamıza  teşvik ediyor. Bu soruyu  gün içinde birkaç kez tekrar ettiğimde  fikirler aklıma bir anda geliyor.  Ve onu bir yere yazıyorum.

Not tutmak, yeni fikirlere zihnimde hem yer  açıyor,  hem de bir egzersiz gibi olduğu için beynim fikirleri yakalama üzerine çalışıyor.
fikir nasıl bulunur

Fikir Bulmak için Her gün Yazmak:
Bir ara her gün yazmak gibi bir alışkanlık edinmeye çalışmıştım. Aklıma o gün ne geliyorsa; okuduğum kitaplar hakkında, rüyalarım, hatalarım, aldığım dersler ..gibi her konuda yazıyordum. Ve bu yazdıklarım içinde bloğumda yazmak için fikir çıkıyordu. Hatta kurduğum cümleler o kadar iyi oluyordu ki o cümleleri kullanmaya karar verdiğim de olmuştur.

Fikir nasıl bulunur? derseniz her gün yazma rutini oluşturun, derim. Siz daha spesifik davranıp ele aldığınız konuyla ilgili yazılar yazabilirsiniz.

Her gün yazmayı; yazma kabiliyetimi geliştirmek için  uygulamış olsam da  her gün yaptığınız bu yazı alıştırması  fikir bulmak için muazzam etkili. Yayımlamadığım taslak olarak duran yazılar var. Yayımlayacak kadar bir değeri olmadığını düşünüp bıraktığım. Ancak orada bahsettiğim bazı fikirleri başka yazımda kullandığım oldu.  Bir nevi bu yazma çalışması; hem yazma hem fikir pratiği oluyor.

İlham perilerini beklemek yerine  her gün yazarak zihninizi çalıştırmak; bir gün olmasa beşinci gün, olmadı onuncu gün mutlaka size faydası olacak bir şeyler çıkıyor. Benden söylemesi. Hem yazma becerinizi geliştirmek hem de zihninizde gizli saklı fikirleri ortaya çıkarmak için ideal bir yöntem....
fikir bulma tekniği

İyi Fikir Bulma Tekniği: 
Yakın zamanda çok güzel bir kitap keşfettim. Yazı dili o kadar sade ve anlaşılır ki su gibi okudum. Kitapta anlatılanlar o kadar doğru  ifade edilmiş ki hayatımda bir  tekniği bu kadar kolay algılamamışımdır. Tabii bu kadar kolay kavramanın sebebi anlatılanları daha önce çok kez deneyimlemiş olmamdan da kaynaklanıyor.
James Webb Young'un  kendi deneyimlerinden yola çıkarak Fikir Bulma Tekniği adlı kitabında bilgilerini bizlerle paylaşmış.

1. Adım: Materyal toplamak
Yazar fikir üretme tekniğinin ilk basamağı olarak materyal toplamaktır, diyor. Bilgi toplamak yerine insanlar ilham perilerinin gelmesini bekliyorlar. Bir fikir eski bir fikrin bir kombinasyonudur, der. O yüzden bir konuda araştırma yapmak, bilgi edinmek ilk madde. Yeni fikirler üretebilmek için önce mevcut bilgiyi kavramamız gerekiyor.

2. Adım: Öğrendiğin bilgileri sentezlemek, özümsemek
Öğrendiğimiz bilgileri özümsemeye başladığınızda iki şey gerçekleşir. Yeni küçük fikirler gelecektir. Bunları hemen bir kağıda not alın. Ne kadar saçma, eksik  olsa da yazın bu fikirleri. Bu süreçte gerçekleşen diğer bir şey enerjimiz düşüyor, pes etme safhasına geliyoruz. Tam bu noktada devam edin, diyor yazar. Fikirler ne kadar eksik, uydurma olsa da not etmeye devam edin.

Mesela bu yazımı hazırlarken vazgeçmeyi çok düşündüğüm anlar oldu. Fakat devam etmeye karar verdim. Pes etmedim. Yazdıklarımdan bazılarını sildim. Bu yazımı yazarken yeni fikirler ortaya çıktı: Fikirler fikirleri doğuruyor.

3-Adım: Çalıştığınız Konudan Uzaklaşın 
Bilgileri topladınız, özümsediniz artık konudan uzaklaşma zamanı. Müzik dinleyin, resim yapın, film izleyin; ama mümkün olduğunca üzerinde çalıştığınız  konudan uzaklaşın.
Ve işte tam bu sırada  hiç ummadığınız anda fikirler size gelecektir. Diş fırçalarken, gezerken..her hangi bir zamanda...

Anladığım kadarıyla  ilham perileri bir konuda bilgilendiğimiz,  kafa yorduğumuz, üzerinde düşündüğümüz, çalıştığımız,  sonra da o konuyu düşünmeyi bıraktığımız zaman geliyor. İlham perilerini beklemek yerine ilham perilerini bu yöntemle çağırın...Demek ki ilham perileri de davet bekliyormuş....
fikir bulmanın yolları

Fikir Nasıl Bulunur? (Jack Foster):
Yazar,  Fikir Nasıl Bulunur? isimli kitabında yukarıda değindiğim İyi Fikir Bulma Tekniği adlı kitabın içeriğini ele alıyor önce ve bu fikirleri kendisi de benimsediğini ifade ediyor. Daha sonra kendi deneyimlerini paylaşıyor. Ben kitabı pek anlatmayacağım. Daha çok hoşuma giden birkaç bilgiyi paylaşmak istiyorum sadece.

İki eski unsurun birleşmesinden yeni fikirler doğar:
Dali düşleriyle sanatı birleştirdi; gerçeküstücülüğü , Hutchins zil ile saati birleştirdi; çalar saati, Lipman kalem ile silgiyi birleştirdi silgili kalem ortaya çıktı. İki eski unsurun birleşmesinde yepyeni bir fikir doğar..

Eğer eski unsurlardan yeni fikirler doğuyorsa o zaman önce eski fikirleri bilmek, öğrenmek gerekiyor. Kitapta motivasyon sağlayan ve bana ilham veren bir örneği burada paylaşmadan geçemeyeceğim.

Ray Bradbury'unun  on iki yaşından beri her gün en azından bir şiir, bir makale ya da kısa öykü okuduğundan bahsetmiş. Hem de her gün. Ayrıca yazar on yıl boyunca her hafta en azından kısa bir öykü yazıp bitirirmiş.

Bu kadar disiplinli şekilde hem yazma hem de okuma süreci olması beni inanılmaz etkiledi. Yazarın kitaplarındaki başarısının ardındaki bu istikrarlı çalışmayı bilmek insanı gerçekten motive ediyor.

Farklı Bir Şey Yapın:
Daha önce ilgilenmediğiniz bir konuyu internetten araştırın. Daha önce gitmediğiniz restorana gidin, daha önce tatmadığınız bir yemeği deneyin. Latince öğrenin. Kısaca farklı bir şey yaparak üzerinizdeki ölü toprağı atın diyor yazar. Her zaman yaptığınız rutininizden farklı bir yapın. Örneğin Andre Gide her ay  hiç ilgi duymadığı bir kitap okurmuş.
Aslında farklı daha önce bilmediğimiz konularla ilgilenmek ufkumuzu açtığı için fikir bulma konusunda önemli bir yol olacaktır.

Yapabileceğinize İnanın:
En önemli konu insanın kendisine inanması. Eğer başarılı olacağınıza inanırsanız başarılı, aksini düşünürseniz başarısız olacağınız garantidir. Kendinizle ilgili düşüncelerinizi değiştirin. Fikir bulabileceğinize inanın. Zihninizde bir şeyi başarıp başaramayacağınız konusunda tereddüt eden düşünceler belirdiği an  sonuç hüsran olacaktır. 

Kısaca ya yapamazsam diye bir düşünce kürsüde konuşan bir kişinin anlatacaklarını unutmasına, bir golfçunun deliği kaçırmasına neden olduğu yönünde güzel bir örnek vermiş yazar. 

İster yapabileceğinize inanın ister yapamayacağınızı düşünün. Haklısınız (Henry Ford)

Eğlenin:
Eğlencenin yaratıcılığını arttırdığını bu nedenle eğlenerek bir işi yapmayı deneyin ya da çalıştığınız ortamın eğlenceli olmasını sağlayın. Yazarın bu düşüncelerine katılıyorum. Ne zaman eğlenerek bir yazı yazsam bayağı fikirler geliyor aklıma hem de yazım daha başarılı oluyor... 
fikir nasıl bulunur kitap

Bilim İnsanların, Yazarların, Ressamların  Fikir Bulma Yöntemleri:
 Edison, Einstein, Tesla ..gibi birçok bilim insanın çalışmalarında; yazar, ressam gibi..başarılı kişilerin sorun çözmek, fikir bulmak için kendine has  kullandıkları yöntemleri vardır.

Edison  üzerinde çalıştığı konuyla ilgili soruları tekrar eder, sonra elinde metal bilyelerle uyur. Uykuya daldığında elindeki bilyeler yerdeki metal tabağa düştüğünde  hemen uyanırmış. Uyandığında muhakkak o soruyla ilgili bir fikri yakalar. Not edermiş.

Salvador Dali ve Einstein  bu yöntemi bilye yerine  anahtar ile uygularmış. Uykuya dalma aşamasında anahtarın ellerinden düşmesiyle uyandıklarında zihnindeki görüntüleri, fikirleri kaydederlermiş.

Bu yöntemi hiç uygulamadım. Ancak buna benzer bir teknik uygulamıştım farkında olmadan. Şöyle uyumadan önce sorunumla ilgili soruyu  tekrar ediyorum. Sabah uyandığımda zihnimde bir fikrin dolaştığını anımsayarak uyanıyordum. Ancak bir yere not almadığım için unutuyorum genelde. Ya da zihnim devreye girdiği için o çözümü önemsemiyordum. Zaman  geçtikçe maalesef başka düşünceler araya girince o çözümden uzaklaşıyorsunuz. Uyanır uyanmaz yazmak önemli.

Tesla 'nın yeni bir icat için bir fikir düşündüğünde hayal gücünü kullanırmış. Kafasında her şeyi tasarlarmış. Ve zihninde nasıl tasarladıysa araç gerçekte de aynı şekilde çalışırmış.

Robert Louise Stevenson:
Bilinçaltının'nın Gücü adlı kitapta Stevenson'ın kitapları için konularını rüyalarının yardımıyla bulduğunu yazar. Uyumadan önce bilinçaltına her gün komutlar verdiğini ve uyurken bilinçaltı ona öyküler çıkardığından bahseder.
fikir bulma tekniği
Kreatif ve yaratıcı fikirler bulmak aslında herkesin yapabileceği bir şey. Önemli olan bu konuda zihninimizi eğitebilmek, araştırmak, bilgi edinmek...Ve öğrendiğniz konunuz üzerinde bir süre çalıştıktan sonra o konudan uzaklaşmak. Ya da benim gibi kendi ilgilendiğiniz konularda eksiklikleri fark ederek fikir bulma yolunu tercih edebilirsiniz.




Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanati

dost kazanma ve insanları etkileme sanatı
Dale Carnegie'nin bir kitabı elime geçmişti çok uzun zaman önce. Başlığı görünce itiraf etmeliyim ki çok ilgimi çekmemişti. İçeriğine göz attığımda ise çok yararlı bilgilerle karşılaşmıştım. O zamanlar yazara karşı bir sempatim oluşmuştu. Yazarın diğer kitaplarını da merak ettiğim bir gün kütüphanede   Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı isimli kitabına rastlayınca hiç düşünmeden  ödünç almıştım. Okuyalı  uzun zaman olduğundan, içeriğini pek  hatırlamadığım için bu sıralar kitabı tekrar okumaya karar verdim.

Kitabın adı sizi yanıltmasın. Etkileme kelimesi taktiklerle bir şey yaptırma anlamında çağrışım yapsa da içeriğinin öyle olmadığını  söyleyebilirim.

Dale Carnegie tarihte önemli yazarlar, politikacılar, sanatçılar gibi ünlü ve başarılı isimleri araştırmış. Başarı sırlarını  bizlerle paylaşmış bir kişi.
Lincoln, Benjamin Franklin..deyince hep aklıma bu yazar gelir. Bu iki isim kitaplarında çokça geçer.

Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı adlı  kitap etkili iletişim, empati kurma, insanları anlama açısından bilgiler içeriyor. Hem de başarılı kişilerin yaşadıklarından yola çıkarak.
dost kazanma ve insanları etkileme sanatı kitap

Eleştiri; Gurur Kırıcıdır:
İnsanları eleştirirken bir kez daha düşünmek gerekiyor sanırım. Belki iyi niyetli olarak hataları söylemek isteyebilirsiniz; ancak şu bir gerçek ki hiçkimse eleştiriden hoşlanmıyor. Eleştirdiğiniz anda insanlar savunmaya geçmeleri muhtemel. Haksız olduğunu anlasalar bile... Bilmemiz gereken en önemli şey eleştiri; incitici, gurur kırıcıdır.
Yazar, İnsanları eleştirmek yerine onları anlamaya çalışın, der.

Lincoln'un insanları yönetme konusunda başarısının sırrı neydi?  Lincoln gençliğinde oldukça eleştirel yazılar yazan biriyken hayatında  yaşadığı bazı olaylar dönüm noktası olmuş ve bunlardan ders alarak bir daha hiçkimseye hakaret içerikli yazılar yazmamış.

Lincoln: Sizi eleştirmemeleri için siz de kimseyi eleştirmeyin, der.  Ve aynı koşullarda olsaydık  bizler de aynı şekilde  hareket edeceğimizi ifade eder.  Eleştiri ile sadece kendi duygularımızı tatmin etmiş oluruz. Karşıdaki kişi ise eleştiri karşısında kendini haklı göstermek için türlü bahanelere başvurmasına neden oluyor.

Birilerini eleştirmeden de doğru bilgiler verilebilir. Eleştiri isterse sizinle ilgili olmasın fark etmiyor. Mesela ben şikayet eden, insanların eksikliklerinden bahseden yazılar  yerine çözüm ve bilgi odaklı paylaşımları okumayı tercih ediyorum.

Benjamin Franklin'i bilmeyen yoktur. Kendi kendini yetiştirmiş, geliştirmiş bu insan yazar, mucit, diplomat...gibi bir çok konuda başarılı olmuş biri.  Gençliğinde insan idare etmede çok başarısızken kendini geliştirerek Fransa büyükelçiliğine atanmış. Peki onun sırrı neydi? Kendi ifadesiyle:
Değersiz insan eleştirir ve şikayet eder, der.

Peki o zaman insanların hatalarını söylemezsek onlar kendilerini nasıl düzeltebilecek diyebilirsiniz. Yazar bununla ilgili insanları üzmeden değiştirmenin yollarına da değinmiş.
dost kazanma ve insanları etkime sanatı

İnsanları Üzmeden Değiştirmenin 9 Yolu:
Kitapta yazar çok güzel örneklerle bu 9 yolu anlatmış. Ben başlıklar halinde eklesem de kendi yorumumu katarak anlatmaya çalışacağım.
*Önce övün sonra hatayı söyleyin:
Bu maddenin günümüz şartlarına uymadığını söylemek istiyorum. Okudukça, izledikçe bilincimiz çok gelişti. Bu nedenle önce övmek ve sonra hatayı söylemek pek işe yaramıyor. Maalesef o övgü dolu kısım görülmediğinden sadece belirtilen hataya odaklanıldığından çok başarılı bir yöntem olmayabilir.

*Önce Kendi Yanlışlarınızdan Bahsedin:
Farkında olmadan bu yöntemi  uyguluyoruz aslında. Yaşadığınız olaylardan bahsedip ben şunu yapmış şu sonuçlarla karşılaşmıştım. Aslında bunu yapmam şöyle davranmam gerekiyormuş. Diyerek kendi deneyimlerimizden bahsetmek yol gösterici olabilir.

*Karşınızdakini  Rahatsız Etmeden Eleştirmenin Yolu:
Başkaların hatalarını dolaylı yoldan anlatmayı tavsiye ediyor. Buna şöyle bir örnek verebilirim en basitinden. Arkadaşınız bir kıyafeti size gösteriyor. Düğünde giyeceğim. Nasıl?  diye soruyor. Bu durumda olmamış diyemiyoruz. Şöyle içinizde bir gerilim hissediyorsunuz; ancak  olmuş da diyemiyoruz.

Bu kıyafet bir kır düğününe çok yakışır demek en iyisi. (Tabii gerçekten öyleyse) Böylece  giysinin güzel olduğunu ancak doğru yer olmadığını  uygun bir dille ifade etmiş oluyoruz.

*İnsanlara Başarının Yolunu Gösterin:
Eksikliklerini söylemek yerine güzel taraflarını belirterek o yolda ilerlemesi için ne yapması gerektiği hakkında fikir ve  destek vermek ile ilgili bir madde. En küçük gelişmeyi taktir edin.

Mesela başarılı paylaşımlar yapan bir youtuber var, diyelim.  Önemli kişilerle söyleşi yapıyor. Ancak belli bir kesimi ilgilendiren bir alanda sohbet olduğu için  videolar pek ilginizi çekmiyor. Burada bunu belirterek o kişiyi eleştirmek mi daha iyi olur yoksa şunu söylemek mi ?
 Söyleşilerinizde  kişilerin başarılarındaki sırlarını, çalışma yöntemlerini, zaman yönetimini, hayallerini gerçekleştirmek için neler yaptığını da onlara sorabilir misiniz acaba?

*Hiçkimse Emir Almaktan  Hoşlanmaz:
Emir vermek yerine sorular sorarak isteğinizi belirtin. Örneğin;  Şu işi yap demek yerine şu işi yapsak iyi olmaz mı?

*Karşınızdakilerin Gururunu Korumalarına Yardımcı Olun
Bu başlıkta yazar kurtuluş savaşına değinmiş. Düşmanı hezimete uğratmasına  rağmen M. Kemal Atatürk, esir aldığı generallere mağlubiyetini hatırlatmayacak,  gururunu incitmeyecek şekilde davrandığından bahsediyor.

  *İnsanlara Önem Verin: 
Bir insan dağınık diyelim. O kişiye çok derli toplu biri olduğuna inandığınızı belirtin. Böylece o kişi böyle olmak için daha fazla gayret gösterecektir.

Aklıma bununla ilgili bir araştırma geldi. Öğretmenlere bir sınıfta hiçbir özelliği olmayan birkaç  öğrencinin çok çalışkan ve dahi oldukları söylenmiş. Bu öğrenciler aslında normal zekaya sahip diğerlerinden hiçbir farkı yok. Yıl sonunda başarı oranına bakıldığında öğretmenlere övgüyle bahsedilen öğrencilerin başarı oranı diğerlerinden çok daha yüksek çıkmış.

 Öğretmenlere bu birkaç  öğrencinin dahi,  çalışkan olduğunu söylenmesi, onların bu yönde bir yaklaşım sergilemelerine,  daha fazla ilgi ve önem göstermelerine neden olmuş. Bu da  bu öğrenciler üzerinde etkisi olumlu olmuş. Bir kişinin pozitif yönde değişimini sağlamak için onlara inanmalıyız sanırım...

*İnsanları  Yanlışları Kolayca Düzeltebileceğine İnandırın:
Hayatınızda ilk kez karşılaştığınız örneğin bir ders, bir oyun...olabilir. Öğrenmeye ilk başladığınızda anlamamanız, başarısız olmanız  aslında doğaldır; ancak ne kadar beceriksiz, aptalsın gibi etiketler koyarak  şevkimizi kırarlar; aslında yüzde yüz eminim ki yeni öğrendiklerinde o kişiler de başarısız olmuştur; ancak o zamanı hatırlamazlar...

 Bir konuyu bilmediğini ve yapamayacağını düşünen kişilere bunun kolay olduğunu söyleyerek yüreklendirin, deniliyor. Zor bir şey olmadığını ve mantığını anlatarak ne kadar kolay olduğunu gösterin.

*Yaptırmak İstediğiniz İşi Karşınızdakine Sevdirin:
Ders çalışmayı sevmeyen bir çocuğunuz var diyelim. Ona ders çalış, çalış, çalış... demek yerine, güzel bir çalışma masası hazırlayabilirsiniz. Burası sana ait bir çalışma köşesi diyerek bunu  benimsemesini sağlayabilir, ders çalışmayı sevdirecek yöntemler öğretebilirsiniz. Bir de dersi oyuna dönüştürerek öğrenmesini sağlamak en ideali olur sanırım..
Dale Carnegie kitap
Peki eleştirilerle karşılaştığınız zaman biz ne yapmalı?
 Doğruluk payı varsa kabul etmeli. Şöyle oldu, böyle oldu gibi  bahaneler sunmak yerine hatanızı kabul edin, der yazar. Bahaneler üretmek insanları daha da kızdıran bir durum.

Kitapta aslında çok fazla şey anlatılıyor ben sadece eleştiri konusuna kendimce değindim.

Bildiğimiz, zaman zaman uyguladığımız şeyler olsa da kitapta anlatılan örnekler çok güzel. Bazen bildiğimizi zannetsek de unutabiliyoruz. Hayatınızda yolunda gitmeyen bir şeyler varsa yaptığınız hataları görmek adına hayatınızı ve kendinizi Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı isimli kitabı okuyarak gözden geçirebilirsiniz.